ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > GÜNCEL HABERLER

9 Eylül Nif'ten İzmir'e Doğru
08 Eylül 2017
-Bugün İzmir’e gireceğiz. Dedi. Halide edip -Ben, bir zafer alayında gitmek istemem. Teşekkür ederim. Ben, sonra yalınız başıma gelirim, Diye düşüncesini söyleyince Mustafa Kemal egemen sesiyle -Geleceksiniz, hanımefendi, diye kestirip attı. Öğle üzeri Mustafa Kemal’le kumandanlar, zeytin dallarıyla süslenmiş beş otomobille İzmir’e yollandılar.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%
      …Başkumandan Mustafa kemal’in otomobili de yorgunluktan bitmiş boyunları uzamış, sekerek yürüyen piyade yığınlarının arasında İzmir yolunda ağır aksak ilerliyordu. Armutlu köyünün kıyısındaki yola elindeki kırık testileriyle dizilen köy halkı, sunacak başka bir şey bulamadığından yüzlerinden ter yerine ateş saçılan Mehmetçiklere bardak – bardak su veriyordu.
      Mustafa Kemal’in otomobili bu köyden geçerken hayvanların, askerlerin geçmesi için bir ara durmak zorunda kaldı. Mustafa kemal, kara toz gözlüğünü çıkarır çıkarmaz, köylülerin içinden yaşlı bir adam hızla ona doğru ilerledi. Otomobile iyice yaklaşarak paşanın yüzünü dikkatlice süzdü. Sonra elini koynuna sokarak bir kartpostal çıkardı. Bunu avucunda sallayarak otomobilin basamağına tırmandı.   (( bir karta birde paşaya baktı, baktı. Sağ elinin şahadet parmağını ilkin karta sonra paşaya uzatarak)):
       -Bu sensin!
       Diye bağırarak öbür köylüleri de uyardı:
      -Arkadaşlar, Mustafa Kemaldir.
      Bunu işiten köylüler, kadın- erkek, çoluk-çocuk ellerindeki testileri, bakraçları bir yana bırakıp dört yandan otomobile saldırdılar. (( gözyaşları dökerek paşanın kalpağını, omzunu öptüler. Paşanın ayağındaki tozları sürme gibi gözlerine çekenler vardı.))
      Köylüler, bir türlü otomobilden ayrılmak istemiyorlardı. Şoför, arabayı çalıştırıp kornayı basınca hepsi kaçıştı. Otomobil, piyadenin yanı sıra tozu dumana katarak ilerlerken arkadan hala:
      -Yaşa paşamız, namusumuzu, hayatımızı kurtardın. Hepimiz sana kurban olalım.
 Diye bağırıyorlardı.
      Yunanlıların, çekilirken yakıp yıktıkları bu bir sıra köyün halkları, onlar geçerken çok içten gösteriler yapıyorlar, her kez başta paşa olarak hepsini ağlatıyorlardı.
Otomobil, en sonra Nif’e (Kemalpaşa) vardı. Paşa buradan İzmir’in ne kadar çektiğini sordu. Yimibeş otuz kilometre olduğunu söylediler. Paşa, yakın bir tepeden İzmir’in görülüp görülemeyeceğini de sorunca Belkahve’den görüleceğini bildirdiler.
      Paşa otomobile atlayarak:
      -Çek Belkahve’ye
      Diye buyurdu. Tepeye vardıklarında düşman savaş gemilerinin kaygusuzca uzandığı masmavi İzmir körfezi birden bire gözlerine firuze bir mucize gibi çarptı. Şaşırmışlardı. Sanki Akdeniz, Ankara’nın yanı başına gelmiş gibiydi:
      -Deniz! Deniz!
       Diye bağırdılar. Körfez, Kadifekale, daha birçok bilinen yerler, ayna gibi görünüyordu. Güneş, Tuzla üzerinden masmavi suları erimiş altın selleri gibi kızartarak batıyordu. Belkahve, başta paşa olarak, onlara yıllardır hayalini kurdukları bir sevgiyle kavuşmanın pek yakın mutluluğunu, elle tutulur gibi gösteren kutlu bir yer olmuştu. Oradan bir türlü ayrılamıyorlardı. Bala düşmüş sinekler gibi özlemli gözleri, duygu, düşünce yığınları arasından bu güzel görünüşe saplanıp kalmıştı. Burası, onlara Türk zaferinin en güzel yanını gösteriyor gibiydi.
      Bu sırada ağaçlar arasından ilkin bir araba sesi işitildi, sonrada bir araba çıkageldi. Arabacı özgür bir ülkenin çocuğu olarak gırtlak dolusu, korkusuzca, gerine gerine bir şarkı söylüyordu.
-Nereden böyle, ahbap?
-İzmir’den.
-İzmir’de ne var ne yok?
-Askerlerimiz kordon’da geziyor.
-Doğrumu söylüyorsun?
-Nah, işte İzmir, gidin de bakın.
    Mustafa Kemal’le arkadaşları, bir süre daha orda kalarak Nif’e dönmek üzere ayrıldılar. Yolda, bir piyade tümeninin İzmir’e doğru yürüyüş düzeninde ilerlediğini gördüler.
    Mutafa Kemal, Salih (Bozok) beye:
    -Git, askerlere, arkadaşlarının İzmir’e girdiklerini söyle,
     Dedi. Salih Bey kolbaşına eliyle işaret ederek birliği durdurdu:
     -Arkadaşlar, nereye gidiyorsunuz?
      Diye sordu:
     Erat hep birden:
     -İzmir’e!
     Diye haykırdı.
    -Atlıların İzmir’e girdiğini biliyor musunuz?
Arkadaşlarınız İzmir’e girdiler.
     Bir er:
     -Aferin be!
     Diye bağırdı. Yorgun askerlerle subaylar, bunun üzerine yorgunluklarını daha az duyarak yine yola koyuldular.
     Mutafa Kemal, o geceyi Nif’te geçirdi. Sabahleyin erkenden kendilerine oturacak bir yer hazırlanması için Salih beyi İzmir’e gönderdi. Salih Bey Siirtli Mahmut Eşref, Ruşen Eşref, şifre memuru Mahmut beylere İzmir’e vardıklarında piyade tümeni kolbaşısının şehre bando çalarak girdiğini, bunların her iki yanından Türk, Müslüman halkın birer sevinç çağlayanı gibi aktığını gördüler. ((damlardan, evlerin pencerelerinden kadınlar, askerlerimizin üzerine çiçek, kolonya, gülsuyu serpiyordu.
     Mustafa Kemal’in kartları halkın başında, göğsünde ve evlerde görünüyordu.))
     Salih beyle arkadaşlarının otomobilleri kalabalıktan durmak zorunda kaldığında halk onlara saldırıp hepsini ayrı ayrı öpüyordu.
     Güçlükle hükümet konağına vardılar. İzzettin paşayı orda vali vekili olarak buldular. Onunla görüşerek Karşıyaka’da vaktiyle kral Kontantin’in, sonra da İskiryadis’in oturduğu köşkü Mustafa Kemal için hazırlamak için yola çıktılar. Karşıyaka yolunda Bayraklı’dan geçerken yabancı savaş gemilerinden çıkmış olan askerler hazır ol durumunda onları selamladılar.
     Karşıyaka’daki köşke vardıklarında çevredeki Türk kadınları onları karşılayarak:
     -biz, paşamız için her şeyi kendi elimizle yapacağız. Siz, yorulmayınız. Ancak, her şeyin hazır olduğunu gidiniz, kendilerine haber veriniz,
     Dediler.
                                                                           
                                                                                *
     Mustafa Kemal’le karargâh subayları, o gece Nif’te dinlenirken karargâhın kimi adamlarıyla Halide Edip hanım, arkadan, piyade yığınları arasında, dorunun sırtında, yanında sevgili köpeği Yoldaş’la geliyordu. Sabahın saat dördünde yol arkadaşı Binbaşı Tahsin beyle Nif’e girdi. Doru at, ilk kez yorgunluktan yürümeyecek duruma gelmişti. Ayakta uyuyordu. Atlarda, binicileri de yürürken uyuyorlardı.  İki yanında evler sıralanmış bir küçük yokuşun başında yuvarlanır gibi dorudan inen genç kadın, evlerden birinin mermer merdivenleri üzerine başını koyarak kendinden geçti. Köpeği yoldaşta başını göğsüne dayamış, onun yanında yatıyor, doru ise Tahsin beyin atiyle birlikte sütçü beygirleri gibi oracıkta uyuyordu. Tahsin beyde biraz ötede kalın kaputuna sarılmış bir cephe uykusuna dalmıştı. Yorgun insanların altında kaskatı toprakla mermerler, kuştüyü yataklar gibi yumuşamıştı.
     Halide Edip Hanım, neden sonra kulağının dibinde güçlü bir ses işiterek gözlerini açtı. Baktı: Mustafa Kemal’in ünlü Ali çavuşu başucunda dikilmiş, onu uyandırmaya çalışıyordu.
     -Hanımefendi! Hanımefendi. Gelin, paşanın berberin yattığı bir oda var. Onu çıkarıp sizi oraya koyayım.
     Kalkarak onun yanı sıra yürüdü. Aydınlık bir koridordan, üstü camlı bir kapıdan geçti. İçerdeki kırık
Sedire doğru gitti. Yatağı buydu. Ali çavuş, kapıya bir battaniye asarak çekilirken.
     -Sabahleyin yedide size sıcak su getiririm. Saat sekizde paşalarla kahvaltı edeceksiniz. Battaniyelerin altında temiz bir çarşaf var.
     Halide Edip, Ali çavuş çekildikten sora, tozlu topraklı çizmeleri, mahmuzları, üst başlarıyla kendini bu temiz çarşafın üzerine ölü gibi bıraktı.
     Ali çavuş, onu birkaç saat sonra kaldırmaya geldiğinde henüz beş dakika önce yattığını sanarak şaştı. Elini yüzünü yıkayarak kendine çeki düzen vererek Mustafa Kemal’le öbür kumandanların oturduğu kahvaltı sofrasına vardı. Odayı misk gibi sıcak çay kokusu sarmıştı. Mustafa Kemal, çayını yudumlayıp genç kadına:
     -Bugün İzmir’e gireceğiz.
     Dedi. Halide edip:
     -Ben, bir zafer alayında gitmek istemem. Teşekkür ederim. Ben, sonra yalınız başıma gelirim,
     Diye düşüncesini söyleyince Mustafa Kemal egemen sesiyle:
     -Geleceksiniz, hanımefendi, diye kestirip attı.
     Öğle üzeri Mustafa Kemal’le kumandanlar, zeytin dallarıyla süslenmiş beş otomobille İzmir’e yollandılar.
     Birinci otomobilde Mustafa Kemal’le İsmet paşa, Yaverler, ikinci otomobilde Fevzi paşa ile adamları göze çarpıyordu. Arkadan gelen arabalarda da cephe kurmay başkanı Asım (Gündüz) paşa, topçu müfettişi Galip paşa, onbaşı Halide Edip Hanım, cephe (harekât) şubesi müdürü Tevfik (Bıyıkoğlu) bey, sıhhiye başkanı Dr. Hulusi (Alataş) bey, Seyfettin Şem’i bey vardı.
     Şehrin giriş yerinde onları bir atlı alayı karşıladı. Otomobiller aralarına girince her iki yanında sıralanmış atlılar kılıçlarını çekerek havaya kaldırdılar; Otomobillerin çevresinde yürümeye başladılar. Kapalı çarşıdan geçerken nal şakırtıları, bir çelik senfoni gibi çağlıyordu.
     Onbinlerce İzmirli, bu sırada Mustafa Kemal’in adını anarak:
     -yaşaaa !
     Diye haykırıyordu. Halkın coşkun haykırışı Anadolu yaylasının sessizliğe alışmış küçük gövdeli atlarını ürkütüp şaha kaldırıyor, sık sık kişnetiyordu. Böyle deniz gibi bir kalabalığın arasından ilk kez geçmenin tedirginliğini duyuyorlardı. Kadınlar, bir yandan ellerindeki karanfilleri, gülleri Mustafa Kemal’in otomobiline fırlatıp ömrüne dua ederken bir yandan da işlerinde yıllarca biriken ağuyu dökerek hüngür hüngür ağlıyorlardı. Yalnız, gözyaşlarıyla ıslanmış yüzlerinde yaşayışlarının bu büyük mutluluğu parlıyordu.
     Bu sırada kalabalığın arasından güçlükle geçen yirmi beş yaşlarında şık giyimli genç güzel bir kadın, Mustafa Kemal’in otomobiline doğru fırladı; çığlık gibi bir sesle:
     -Paşam! Paşam!
     Diye bağırdı. Mustafa Kemal bu güzel genç kadının çığlığını işiterek otomobilini durdurdu. Bütün yürüyüş durdu. Şimdi, bütün mızraklı,  kılıçlı atlarla birlikte halk denizi de onlara bakıyordu. Genç kadın:
     -paşam, ben Uşşakizade Latife, dedi. Allaha nezrim var. Zatı devletlerini evimde ağırlamak dileğindeyim lütfen kabul ediniz.
     -Peki, sizin evinize konuk olacağım.
     Genç kız, minnetle eğilerek oradan uzaklaştı. Doğru köşke koştu. Ev halkına müjdeyi verdi. Hazırlıklar başladı.
                                                                    
                                                                        *
     Mustafa Kemal, doğru hükümet dairesine indi. Bu sırada uzaktan top sesleri işitilmeğe, şehrin içine mermiler düşmeğe başladı. Sonra, iş anlaşıldı. Söke yönlerinden kaçıp İzmir’e sığınmak isteyen iki alaylık bir düşman gücü Seydiköy’e gelince Kadifekale’deki Türk Bayrağını görmüş, elindeki toplarla şehri bombardıman etmeye başlamıştı. Çolak İbrahim beyin atlı tümeniyle Fahrettin paşa’nın atlı alayları oraya yıldırım gibi yetişerek hepsini tutsak edip getirmekte gecikmedi.
     Mustafa Kemal, karargâhıyla rıhtıma yerleşti; Üç gün burada kaldı. İlk gün çizmesinin tozuyla karargâhta oturmuş dinlenirken limandaki İngiliz donanması amirali bir üst subay göndererek onunla bir görüşme istedi. Mesaj İngiliz amiralinden birinci ordu kumandanı Nurettin paşa’ya geliyordu. Üst rütbeli İngiliz subayı kapıda dikilip duruyor,  Halide Edip ‘in okuyup Mustafa Kemal’le Nurettin paşaya anlattığı mesajın yanıtını bekliyordu. Bu, Yunanlıları koruyarak İzmir’e çıkaran İngiliz donanmasının kumandanına Mustafa Kemal bir ders vermeyi düşündü.
     Amirale kendisi görüşmek üzere bir randevu saati vermek istemediği gibi yüksek rütbeli arkadaşlarında herhangi birinin de bu randevuyu kabul etmemesi için tertibat aldı. Orada bulunan kurmay Yarbay Seyfettin Şem’i beye:
     -Buna bir cevap ver, ama benim tarafımdan değil, İsmet paşadan da değil üçüncü derece bir kumandandan. Birinci Ordu Kumandanı Nurettin paşa tarafından.
     Halide edip’çe hazırlanan yanıta bir göze atan başkumandan:
     -Fakat biraz şövalyece olsun,
     -Diye eksik gördüğü bir niteliğe dokundu.
   ((Nurettin paşanın amirali kabul edeceği saat))  diye yazılan noktayı da beğenmedi:
     -Hayır dedi, şöyle yazınız: Filan saatten filan saate dek kışlada bulunacağım; altını Nurettin paşaya imzalatınız.
                                                                             
                                                                               *
       Bu sırada piyade, tozdan birer parça yanık Anadolu toprağına, birer kerpiç parçasına dönmüş, yorgunluktan bitkin, Kordonboyuna geldikçe Kordonun taşlarına çarpıp duran suların serinliğiyle, hiç olmazsa gözleriyle serinlemek üzere taşların üzerine çöküyordu. İlk rahat soluğu alıyorlardı. Ayaklarındaki postallar parçalanmış, giynekleri muşamba gibi terden sırtlarına yapışmış. Kıyıda demirleyerek kocaman toplarını şehre dikmiş olan düşman gemilerine şaşkınca bakıyorlar, kıyıyı dolduran sivil Hıristiyan halkının kayıklarla şalupalarla, motorlarla denizdeki vapurlarla, savaş gemilerine nasıl kaçıştıklarını ibretle seyrediyorlardı.
     Bu sıradaydı ki her yanı sarsan, her şeyi heyecana veren gök gürültüsüne benzer bir gürültü işitildi. Bu, gerilerdeki Ortodoks kilisesinde meydana galen bir patlamanın çıkardığı gürültüydü. Bu patlamayı bir sıra patlama izledi. Bunun arkasından silah sesleri, bomba patlamasına benzer gürültüler geldi. Gittikçe şiddetlenen güz rüzgârı, patlamaların meydana getirdiği yangını hızla sağa sola sürükleyerek dostun-düşmanın gözyaşına bakmadan İzmir’i yakıp kül etmeğe başladı. Bu, İzmir’i artık sonsuz bırakıp gitmek zorunda kalanların işiydi. Kül edilen son Anadolu şehrinde İzmir olacaktı. Karar böyleydi. Şehrin itfaiyesini Sırp bir mütehassıs yönetiyordu. Yangın o kerte hızlı gelmişti ki onun da elleri böğründe kaldı.
      Bugüne dek evlerinde sinip te Kordonboyuna dökülmemiş olan Hıristiyan yığınları, mahallelerinin yanmağa başlaması üzerine sokaklara dökülerek kaçmağa başladılar. Üçüncü kordonu yalayan yangın, Freknk mahallesini kül ettikten sonra ikinci, birinci kordona korkunç bir veba salgını gibi ilerliyor, birkaç dakikada güzelim konakların yalnız iskeletleri kalıyordu. Akşama dek süren yangın, korkunç, dev bir meşale gibi İzmir’in bağlarını-bahçelerini, dağlarını kıpkızıl bir aydınlığa boğdu. Düşman savaş gemilerinin güçlü projektörleri, gökyüzüne yükselen kocaman duman yığınlarını yalayıp geçiyor, mutsuz şehrin üzerinde çatışarak sanki kılıç oyunları oynuyordu.
                                                                          
                                                                           *
     Hıristiyan halk, Kordonboyuna sıralanmış, Rum kayıkçılara yalvarıyor, onlar da ancak peşin para verebilenleri alıp götürüyorlardı. Hepsinin biricik umudu müttefiklerin savaş gemileriydi. Ne var ki bunlarda iskelelerini yukarı çektiklerinden tırmanamıyorlar, yalvarıp yakararak bunların çevresinde dönüp duruyorlardı. Kimileri suya gömülmüş olan çapaların zincirlerine tutunarak gemilere çıkmağa çalışıyorlarsa da müttefik denizcileri, uçları demirli sopalarla kafalarına, ellerine vurarak onları denize düşürüyorlardı. Böylece boğulup gidenlerin yerine Rum kayıkçılar, peşin parayla kıyıdan yeni kurbanlar taşıyorlardı.
   Böylece Edgar Qunet, Jean-Bart, Vittorio Emanuele, Venizia, King George, İron Duke savaş gemilerinin çelik duvarları dibinde deniz suyuyla gargara yapanların sayısı arttıkça artıyordu.
     Amerikan torpidolarıyla zırhlıları da Kordonboyunu kontrol ediyorlardı. Halkın saldırısı başlayınca Amerikan torpidosu demir alıp açıldı.
     Hala yanmakta olan Hıristiyan mahallelerinde gizli cephanelikler, yeri göğü sarsarak büyük gürültülerle patlayıp duruyordu. Ermeni mahallesini ateşleyerek kaçan bombalı, silahlı Torkum çetesinin adamları, sempatizanları, kendilerine yol açmak için önlerine gelene ateş ederek denize ulaşmağa çalışıyor, bu sırada silahlanan Türkler de oralardan çıkıp kaçmağa çalışanları fare gibi avlıyorlardı. Saat gecenin dokuzu olduğu halde her yer gündüz gibiydi. Gökyüzü, cephanemin damı gibi kıpkızıl. Şehrin üstünü kaplıyordu.
     Sabahın saat ikisinde yangın dahada korkunçlaştı. İzmir tiyatrosu, yirmi dakika içende dört duvarlık bir iskelet kaldı. Fransız konsoloshanesini saran yalımlar, onun da bütün tahta bölümlerini sömürdü. İtalyan okulunun damına tırmanmış İtalyan denizcileri, İtalyan amiral gemisine ışıkla yangının gelişmesi, yönleri üstüne sinyal veriyordu. Cephaneliklerin, bombaların patlaması, aralıksız sürüyordu. Otomobil garajlarındaki benzinleriyle bidonları, alkol depoları, gittikçe hızlanan yangına bir başka hırs, sanki yeryüzünü yakıp kül etmek hırsı veriyor gibiydi. Bu büyük parıltılarla meydana gelen patlamalar, insan yığınları içinde bir salgın gibi dalmış olan paniği daha çok artıyor, Müslüman, Hıristiyan insan yığınları ellerine geçirebildikleri yükte yeğnik pahada ağır eşyalarıyla alevlerin aydınlığında cehenneme yeni atılmış günahkâr yığınları gibi sağdan sola, soldan sağa kaçışıp duruyorlardı. Bu sırada meydana gelen son kerte şiddetli bir patlama,  denizdeki yabancı donanmaları da sarstı. Onbinlerce Türk askeri yanan şehri boşuna kurtarmağa çalışıyordu.
                                         
                                                                            *
     Mustafa Kemal’in rıhtımdaki karargâhını da yalımlar, az zamanda yalayıp yuttu. Yunanlıların, Ayatria, Foti kilisesinin altına yerleştirdikleri dinamitleri patlatarak yangını çıkardıkları söyleniyorsa da bu işte ermeni çete reisi Torkum’la adamlarının da parmağı olduğundan kuşkulanıyordu.?
     Mustafa Kemal’in karargâhı Bornova’ya taşındı. Latife hanımın konuğuydu. Latife hanım, paşanın hizmetine yalnız kendisi bakıyordu. Hizmetçileri bir yana itmişti. Bu kutlu göreve hiçbir ortak kabul edecek durumda değildi.
     Üçgün süren katil yangın, Türk zaferinin en güzel günlerini cehenneme çevirmişti. Uşşakizadelerin Göztepe’deki köşkünün balkonunda yangını yan yana seyrede Mustafa Kemal’le Latife Hanım, herkes gibi üzgündü. Tarihin en büyük yangınlarından en sonuncusu karşısında içleri sızlayarak dikilip durmaktan başka ellerinden bir şey gelmeyen bu iki insan, bu sırada yaşayışlarının en lirik saatlerinde bulunuyordu. Mustafa Kemal, Latife hanıma:
     -yangın yerinde size ait emlak var mı diye sordu.
     -evet, emlaklerimizin büyük bölümü yanan bölgededir. Fakat ne zarar! Hepsi yansın. Yeter ki siz sağ olun. Bu mutlu günleri gören insanlar için malın ne değeri var. İleride yeniden yaparız.
     Mustafa Kemal de coştu:
     -Evet, yansın, yıkılsın, dedi. Hepsinin yerine konması mümkün!
 
                                                                                *
     …. Karşıda yanıp kül olmuş şehir, bir şehir ölüsü gibi görünüyordu. Yalnız dört duvarı kalmış sayısız ev, bu şehir mezarlığının aziz ölüleri gibi yangının yalayıp yuttuğu bütün güzelliklerin ardından sanki yas tutuyordu. Ne var ki bu umutsuz şehrin sokaklarında düşman boyunduruğundan kurtulmuş, yemenin, içmenin bile önemli bir şey olmadığını düşünen özgürlükten sarhoş insan yığınları kaynaşıyor, evlerinin barklarının külleri altında geleceğin yakut, zümrüt saraylarını kuracağı umutlarının pırlantalarını araştırıyorlardı. Önlerinde zengin masmavi parıltısıyla Akdeniz suları, gelecek için çok savaşmak gerekeceğini anlatmak ister gibi Kordon boyunun taşlarına çarpıp duruyor. Kavganın bitmediğini anlatıyordu. Mustafa Kemal’le Rauf Bey, Ali Fuat paşa da Göztepe’deki evin balkonundan bu görüşü süzerken böyle düşünüyorlardı. Kavga henüz bitmemişti. Bağımsızlık savaşının bütün kahramanları, kurtulmuş yurdun zafer sofrasındaki yerini alabilmek uğruna yeni savaşlar vereceklerdi.
 
 
Kaynak: KUTSAL İSYAN milli kurtuluş savaşının gerçek hikâyesi 8. Cilt sayfa: 517-518-519-520-521-522-523-524-525-526-527-531-
Yazar: Hasan İzzettin Dinamo
May yayınları. İstanbul
 


Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer GÜNCEL HABERLER Haberleri

Başlık Tarih
 
Cumhuriyet, Atatürk Düşmanı Atatürksüz Müfredata Hayır06 Kasım 2017
17 Ağustos 1999 Saat: 03:02 Merkez Üssü Gölcük17 Ağustos 2017
Basın Açıklaması ve Atatürk’ün Manevi Çocukları10 Mayıs 2017
2 Temmuz İnsanlık Adına Kara Bir Gün02 Temmuz 2016
Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu'ndan Laiklik Tepkisi30 Nisan 2016
KÖY ENSTİTÜLERİ 16 Nisan 2016
19 Mayıs kutlamasını sınırlayan Milli Eğitim Bakanlığı genelgesini iptal ettirdik03 Mart 2016
DEÜ Atatürk İlk. ve İnk.Tar.Ens.Müd.Bülent Çukurova31 Ocak 2016
Kent Söyleşileri "Fotoğraflarla Gazi İzmir’de"22 Ocak 2016
YILBAŞI VE ÇAM AĞACI SÜSLEME GELENEĞİ31 Aralık 2015
Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi 27 Aralık 191924 Aralık 2015
23 ARALIK KUBİLAY’I ANMA PROGRAMI15 Aralık 2015
YABANCI GÖZÜYLE ATATÜRK09 Kasım 2015
ATATÜRK`Ü SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ08 Kasım 2015
ATA’YA SAYGI KOŞUSU06 Kasım 2015
YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ…30 Ekim 2015
29 Ekim 2015 Saat: 9.30 da Gündoğdu Meydanındayız27 Ekim 2015
Bal Festivali 25 Ekim 2015 Kemalpaşa - Dereköy - Gökyaka19 Ekim 2015
İzmir Yangını 13 Eylül 1922 13 Eylül 2015
Başın Sağ olsun Nazilli09 Eylül 2015
İZMİR ZAFERİNİ KUTLUYOR06 Eylül 2015
8 Ağustos 1915 M.Kemal Anafartalar grup komutanlığına Atandı08 Ağustos 2015
24 Temmuz 2015, saat: 10.30’da İ.İnönü’nün doğduğu evdeyiz23 Temmuz 2015
AYŞE MAYDA-İZMİR’İN TANIKLIĞI13 Temmuz 2015
ADD Basın Açıklaması Ermeni soykırımı Tarinin çarptırılmasıdır24 Nisan 2015
Soykırım İddialarına Yabancı Belgelerle Yanıt24 Nisan 2015
TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ14 Nisan 2015
Görünmez İşgalden Türkiye Nasıl Kurtulur E.Tüma.Soner Polat10 Nisan 2015
ŞAKA, ŞAKA. S. Nazan Keskin Yazdı01 Nisan 2015
Adına Nevruz Denen Bayram20 Mart 2015
8 Mart’a Hazır mısınız? S. Nazan Keskin yazdı08 Mart 2015
YALAN Üzerine Kurulmuş İddia28 Ocak 2015
İNÖNÜ SAVAŞLARI26 Ocak 2015
“Uğur Mumcu’yu ve demokrasi Şehitlerini Anıyoruz”20 Ocak 2015
Zübeyde Hanım Karşıyaka’nın Kalbinde Yaşıyor14 Ocak 2015
Türk Ermeni İlişkileri Broşürü Hazırlayan: Ahmet Gürel 12 Ocak 2015
Sarıkamış Zaferimiz Nasıl Engellendi?05 Ocak 2015
Yılbaşı Çam Ağaç Süslemesi Tamamen Türk Geleneğidir30 Aralık 2014
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya Gelişi29 Aralık 2014
İsmet İnönü ve Gençliği-İzmir24 Aralık 2014
Kubilaylar Menemen’de!24 Aralık 2014
URBANUS’TAN MARAŞ’A KANLI SERÜVEN19 Aralık 2014
23 Aralık Kubilay’ı Anma Programı12 Aralık 2014
İzmir’in Urla İlçesi’ne bağlı Ovacık Köyü’nde, Orman Katliamı08 Aralık 2014
5 Aralık Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Tanındı04 Aralık 2014
24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun23 Kasım 2014
91. Yılında Cumhuriyet - Ahmet Gürelin'in yazısı30 Ekim 2014
Cumhuriyet Bayramı Programı ve Basın Açıklanası27 Ekim 2014
URLA KİTAP OKUYOR KAMPANYASI 24 Ekim 2014
Cumhuriyetimizin 91. yılını Tepeköy Mahallemizde kutluyoruz.22 Ekim 2014
Ankara'nın Başkent Oluşu 13 Ekim 192312 Ekim 2014
Mudanya Silah Bırakışımı Görüşmeleri 3 - 11 Ekim 192203 Ekim 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği Basın Açıklaması26 Eylül 2014
Türk Dil Kurumu’nun ilk genel kurulu 26 Eylül 1932 25 Eylül 2014
İzmir’e Doğru 9 Eylül - Ahmet Gürel'in Yazısı08 Eylül 2014
30 Ağustos Zafer Bayramını Milletçe Kutlamalıyız30 Ağustos 2014
Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin 92. Yıldönümü25 Ağustos 2014
KENAN ÇOYGUN: BİR KIBRIS KAHRAMANI19 Temmuz 2014
İSRAİL SALDIRGANLIĞINA SON…! 19 Temmuz 2014
Cumhurbaşkanlığı Seçimi Hakkın da Basın Açıklaması28 Haziran 2014
ADD Kazandı Milli Eğitim Bakanlığı Kaybetti28 Haziran 2014
Amasya Genelgesi, (21-22 Haziran 1919)21 Haziran 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği'nden destek17 Haziran 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi Basın Açıklaması10 Haziran 2014
"Tutsak eserler” 31 Mayıs 2014
1453 İstanbulun Geri Alınmasıdır!29 Mayıs 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği 25’inci yaşını Nazım’da kutladı26 Mayıs 2014
İzmir'de sessiz yürüyüş20 Mayıs 2014
Prof. Dr. Kemal Arı'nın Yazısı "19 MAYIS RUHU"18 Mayıs 2014
Genel Başkanımız Tansel Çölaşan Soma'da 18 Mayıs 2014
19 Mayıs'ta Şehit Madencilerimiz İçin Yürüyoruz16 Mayıs 2014
301 Can Soma Madenci Şehitlerimiz 14 Mayıs 2014
Acınız Acımızdır14 Mayıs 2014
Kutlamalarımız İpal edildilmiştir13 Mayıs 2014
Tam Bağımsızlık Halk Yürüyüşü13 Mayıs 2014
Örğütümüze ve Halkımıza Önemli Duyuru11 Nisan 2014
18 Mart Çanakkale zaferinin 99. Yıldönümünü kutlu olsun17 Mart 2014
Emeğin Diğer Adı: Kadın08 Mart 2014
Muammer Aksoy’u Saygıyla Anıyoruz31 Ocak 2014
Değerli Vatanseverlerimize30 Ocak 2014
Gençlik, Ah Canım "Türk Gençliği"…30 Ocak 2014
YENİDEN DOĞUŞ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN31 Aralık 2013
YERİ MALI KULLAN10 Aralık 2013
Balbay Özgür, Mücadeleye Devam10 Aralık 2013
5 ARALIK TÜRK KADININA MİLLET VEKİLİ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI TANINDI05 Aralık 2013
Prof. Dr. Özer OZANKAYA; ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜN 85. YILDÖNÜMÜNDE24 Kasım 2013
M.Ö. 4.000 DİYARBAKIR 19 Kasım 2013
saygı, özlem ve gururla anıyoruz09 Kasım 2013
90. yılında Cumhuriyet29 Ekim 2013
CUMHURİYETİMİZİN 90. YILINI DOLDURDUK KUTLU OLSUN28 Ekim 2013
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!21 Ekim 2013
GÜLE GÜLE ÇILGIN TÜRK 1 Eylül 1930 - 28 Eylül 2013 28 Eylül 2013
Usta aktör Tuncel Kurtiz yaşamını yitirdi. 28 Eylül 2013
Bu haftaki konuğumuz; Sanatçı UTKU ERİŞİK27 Eylül 2013
81. DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!26 Eylül 2013
SESSİZ ÇIĞLIK YIL DÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMASI 23 Eylül 2013
13 Eylül 1921′ de kazanılan Sakarya Zaferi’nin hemen ardından19 Eylül 2013
09 Eylül 1922 – İzmir’e Doğru…09 Eylül 2013
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ İZMİR ŞUBELERİ 9 EYLÜL KUTLAMA PROGRAMI06 Eylül 2013
Sivas Kongresi'in 94. yıldönümü 04 Eylül 2013
Dünya Barış Günü Tarihi ve Emperyalizmimin Suç Dosyası01 Eylül 2013
Büyük Taaruz’dan 30 Ağustos Zafer Bayramına30 Ağustos 2013
Afyon Kocatepe Saat 05:30 Etem Tem, Afyon Kocatepe'de yarattığı "anıt fotoğrafı" 26 Ağustos 2013
Osmanlıdan Kalan Miras10 Ağustos 2013
Türk dünyasına dair çalışmalarıyla tanınan fotoğrafçı, araştırmacı, yazar Servet Somuncuoğlu hayatını kaybetti.09 Ağustos 2013
5 AĞUSTOS 201306 Ağustos 2013
Ergenekon'da 18 Çelişki05 Ağustos 2013
Silivri Buluşmasını Engellemek İsteyen İktidarın Yaptığı Operasyonlara İlişkin Basın Açıklamasıdır 03 Ağustos 2013
5 AĞUSTOSTA SİLİVRİ'DEYİZ31 Temmuz 2013
HALÛK TARCAN YAZDI KURAMSAL HİNT-AVRUPA DİLLERİ’NİN SONU !..24 Temmuz 2013
Kıbrıs Adası’nın tarihçesi20 Temmuz 2013
KAHRAMAN ŞANLI TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ KIBRIS BARIŞ KAREKATININ 39. YILI19 Temmuz 2013
Alparslan Hocamızı Kaybettik 16 Temmuz 2013
Madımak Katliamı İnsanlığa Karşı İşlenmiş Bir Suçtur!02 Temmuz 2013
HAKSIZLIKLARA, HUKUKSUZLUĞA, ZORBALIKLARA KARŞI DURUYORUZ19 Haziran 2013
DURAN ADAM18 Haziran 2013
Genel Başkanımız Gezi Parkı Direnişini Sözcü'ye Değerlendirdi11 Haziran 2013
Balbay'a Özgürlük girişimi11 Haziran 2013
ADD Rize Şubemize Saldırı06 Haziran 2013
Nazım Hikmet Ran'ı ölümünün 50. Yılında saygı ve minnetle anıyoruz.03 Haziran 2013
YORUMSUZ02 Haziran 2013
29 MAYIS İSTANBUL’UN FETHİ DEĞİL İSTİRDADI’DIR30 Mayıs 2013
NE OLDU SURİYE POLİTİKAMIZ? (-Ah bu Eset’in Annesi, Ah!) KEMAL ARI YAZDI30 Mayıs 2013
Genel Başkanımız Sayın Tansel Çölaşan Reyhanlı'da 24 Mayıs 2013
19 Mayıs'ta Samsun'dan Yola Çıkan Şanlı Bayrağımızı Atamıza Sunduk 22 Mayıs 2013
VAHDETTİN DOSYASI (İşte Çakma Kahraman Vahdettin Gerçeği) Sinan Meydan Yazdı21 Mayıs 2013
ADD Kilis Şubesi: 21:00'de 19 Mayıs'ı Kutladı 21 Mayıs 2013
19 Mayıs'ta Samsun’dan Bisikletçilerimizin yola çıkardığı Bayrak ve Toprağımızı 21 Mayıs 2013
Deniz hırçın, dalgalar köpüklü, Vapur heybetli, vakit şafak, Gözler parlak, bakışlar keskin19 Mayıs 2013
Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006 yılıda görevi başında şehit edildi17 Mayıs 2013
19 Mayıs’ta Samsun ve Ankara’da büyük buluşma ADD Başkanı Tansel Çölaşan’dan halka çağrı16 Mayıs 2013
Mustafa Kemal ve 18 askerle beraber 16 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri İstanbul'dan Samsun'a doğru yola çıkar15 Mayıs 2013
Gazeteci Hasan Tahsin anma etkinliği 15 Mayıs 2013 çarşamba günü saat 11:0014 Mayıs 2013
15 MAYIS 1919: (-İzmir’in İşgali ve “Karagün” Prof. Dr. Kemal Arı14 Mayıs 2013
Her hafta sonu yapılan sesiz Çığlığın Bu haftaki konuşmacısı ADD den Sn Nazan Keskin idi. 12 Mayıs 2013
MUSTAFA KEMAL’LER 19 MAYIS’TA SAMSUN’DA10 Mayıs 2013
T.C. için, 19 Mayıs Saat 11.00'da Ankara Sıhhiye Alanındayız 08 Mayıs 2013
Propolis’le Kansere Karşı Doğal Mücadele07 Mayıs 2013
DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN; DENİZ, YUSUF, İNAN05 Mayıs 2013
TÜRKKUŞU, 3 MAYIS 1935 YILINDA ATATÜRK TARAFINDAN KURULMUŞTUR.03 Mayıs 2013
Tandoğan'daki 1 Mayıs Kutlamaları Cumhuriyet Mitingine Dönüştü02 Mayıs 2013
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramının 127 Yıllık Tarihi 01 Mayıs 2013
1 Mayıs’ta Alanlardayız29 Nisan 2013
16. Gaziemir Uluslararası Çocuk Şenliği24 Nisan 2013
Urla’da 23 Nisan Kutlamaları Festivale Dönüştü24 Nisan 2013
23 Nisan dünya çocukları Kemalpaşa’da23 Nisan 2013
İzmir'in ilk yöresel ürünler festivali başlıyor23 Nisan 2013
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun23 Nisan 2013
Ankara'da TBMM'nin Açılması ve İlk TBMM Hükümetinin Kurulması 22 Nisan 2013
"ASKERİ CASUSLUK" BAYRAKLI ADLİYESİ ÖNÜ. Senin İçin Ey Demokrasi!20 Nisan 2013
Türk Milletine Çağrı bildirisinin ikincisi gerçekleştirildi 17 Nisan 2013
Ünlü piyanist Fazıl Say'a hapis cezası15 Nisan 2013
Halûk TARCAN web Sitemizde Yazarlar Sayfasında 11 Nisan 2013
Sevr'in Anayasası04 Nisan 2013
Eğitim-İş'ten Kamuda Türban Dayatmasına Tepki25 Mart 2013
Atatürk’lü Kapak İlk Sırada Yer Aldı25 Mart 2013

Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Atatürk İzmir Kemalpaşa Resimleri
Atatürk
Takvim
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Video Galeri
CH