ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > GÜNCEL HABERLER

Ankara'nın Başkent Oluşu 13 Ekim 1923
12 Ekim 2014
9 Ekim 1923 günü Malatya Milletvekili İsmet İnönü ve on dört arkadaşı, Meclis Başkanlığı’na sundukları bir önergeyle, Ankara’nın yeni devlete başkent yapılmasını istediler.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%

ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU

Ankara’nın başkent oluşunda Atatürk’ün uzağı görüşünün yanında, siyasî, stratejik ve jeopolitik düşünceleri, Kurtuluş Savaşı’nın güvenlik altında idaresi zorunluluğu ve psikolojik faktörlerin rolü büyüktür. Von Der Goltz Paşa’nın başlattığı “başkentin değiştirilmesi” tartışmaları, siyasî gelişmede buna yardımcı olmuştur.

Atatürk’ün Uzağı Görüşü

Atatürk, yurdun olağanüstü koşulları içinden gelmiş her yönüyle büyük adam, üstün bir dahiydi. Yurdu kurtaran büyük bir komutan, üstün nitelikli bir diplomat ve politikacı, örnek bir devlet kurucusu ve inançlı bir inkılâpçıydı. Bu alanlarda hem düşünce hem de irade adamı olan Atatürk’ün daha Mondros Mütarekesi yapılmadan çok önce, ordunun dağıtılacağını, düşmanın Anadolu’yu işgal edeceğini, düşmanla halkın karşı karşıya kalacağını söylemesi ve gerekli önlemlerin alınmasını önermesi ne kadar uzak görüşlü olduğunu kanıtlar.

İstiklâl Savaşı’nda; girişim ve icraatını bir an önce kişisel olmaktan çıkarıp “Heyet-i Temsiliye” ye dolayısıyla ulusa mal etmesi, “Misak-ı Millî” yi ilân ettirerek emperyalist işgal ordularını Kafkas tampon devletlerinden, Ermenistan ve Musul’dan yoksun bırakması ve diğer uygulamaları hep uzak görüşlülüğünün ve dehasının eseridir. Ankara’yı başkent olarak düşünmesi ve sonunda bunu uygulaması, bu şehrin Kurtuluş Savaşı’nda oynadığı siyasî ve stratejik rol, Atatürk’ün bu görüş ve kararının da ne kadar yerinde olduğunu saptamıştır.

Atatürk’ün Stratejik Düşünceleri

Atatürk’ün Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra 20’nci Kolordu’yu Ankara bölgesine göndermesi, daha o günlerde bazı stratejik düşünce ve tasarıları olduğunu göstermektedir. Örneğin, bu kolordunun komutanı, en yakın ve güvendiği arkadaşlarındandı. Bu birliği her yöne karşı kullanmak için demiryolundan da yararlanabilecekti.

Atatürk’ün Doğu Cephesi’nden endişesi yoktur. O, yaşamı boyunca en tehlikeli cepheye yakın olmayı ilke edinmiştir. Askerlik sanatının gereği de budur. Ankara’yı o kadar zamanında seçmişti ki Yunanlılar Milne hattından ileri harekâta geçip Bursa’yı işgal ettikleri zaman çekilen birlik ve müfrezeler Eskişehir’de karşılarında Atatürk’ü buldular ve başlarında güçlü bir komutan olduğunu anlayarak ondan sonra başarılı muharebeler verdiler.

Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi’nde cephede muharebeyi idare ederken bir yandan da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin başkanlığını yapmıştır.

Atatürk’ün Jeopolitik Düşünceleri

Ankara tarih boyunca, stratejik yollar üzerinde ve geçilmesi zorunlu olan bir kenttir.

İskender, Romen Diojen, Yavuz Sultan Selim, Haçlı Orduları, Timurlenk ve daha birçok fatihler, başkomutanlar, askerler bu kentten geçerek hedeflerine ulaşmışlardır. O nedenledir ki zapt edilmesi çok güç olan sarp bir tepe üzerinde üç surlu muhteşem bir kale yapılmıştır.

27 Kasım 1892’de demiryolu Ankara’ya ulaşmıştır. Ayrıca demiryolu Eskişehir üzerinden Konya ve Adana’ya doğru da uzandığından, Kurtuluş Savaşımızın strateji ve taktiğinde önemli rol oynamış, ikmal konusunda da yararlı olmuştur.

Türk İstiklâl Savaşı’nda, Ankara’nın önemi şundan kaynaklanıyordu. Bu şehrin, o tarihte düşmanın ulaştığı Geyve Boğazı, Kütahya ve Afyon gibi önemli mevkilerle de demiryolu bağlantıları vardı. Muharebe imkânları yeterliydi ve Orta Anadolu gibi zengin üretim bölgesinin içindeydi.

Bu öneminin yıllar sonra da değişmeyeceği Mustafa Kemal Paşa tarafından değerlendirilmişti. Bugün modern jeopolitikçiler bu odak bölgenin Türkiye’nin kalkınmasında, büyük rolü bulunduğunu ve bunu Ankara’nın başkent oluşuna borçlu olduğumuzu söylemekte ve İstanbul’da yoğunlaşan endüstriyi Anadolu’ya dağıtmamızı önermektedirler.

Psikolojik Faktörler

Ankara halkı, çok zeki ve uzak görüşlü, biraz da tüccar ruhlu idi. Atatürk’ün kişiliğinde ve gelişinde, kentlerinin hatta yurdun kurtarıcısını görmüş ve bu büyük insana çok büyük ve tarihî bir karşılama töreni yapmışlardır. Seymenlerin “Vatan uğrunda ölmeye geldik Paşam” sözü Atatürk’ü Ankara halkına çok bağlamış ve Kurtuluş Savaşı’nı bu kentten güvenlik altında idare edeceğine inandırmıştır.

Atatürk, Ankara’yı çok sevmiştir. Bugün Ankara’nın ortasında yükselen Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti’nin insanlık tarihi varoldukça, yaşamaya devam edeceğini gösteren bir semboldür.

Von Der Goltz Paşa ‘nın Başlattığı Tartışma

Başkentin İstanbul’dan Anadolu’ya naklini ilk defa öneren Mareşal von Der Goltz’dur. 18 Haziran 1883’te yarbay olarak Türkiye’ye gelen ve değişik tarihlerde 16 yıl Türk ordusunda hizmet eden bu Alman subayı son görevi olan, 6’ncı Ordu Komutanı iken Bağdat’ta hastalanarak ölmüştür. Türkçe’ye çevrilen on askerî eserinden “Millet-i Müsellâha” Atatürk’ün de okuduğu kitaplar arasındadır.

Meşrutiyet’ten sonra (1908 - 1910) ikinci gelişinde katıldığı Askerî Şûra toplantısında şöyle diyordu : “Başkenti İstanbul’dan Anadolu’ya örneğin Konya’ya nakledin, çünkü İstanbul çalışmaya, iş görmeye elverişli bir yer değildir. Doğa, cenneti yeryüzüne indirmek istemiş ve İstanbul’u seçmiş, o Boğaziçi, o Çamlıca, o Adalar, cana can katar. Günün yarısı yolda geçer kalanı da ziyaretçilerinizle” O, bu sözleriyle misafiri geldiği için toplantıdan ayrılan ve dönüşünde Sarıyer vapuruna yetişmek için müsaade isteyen Nâzım Paşa’ya takılıyor ve gülüyordu. Asıl nedeni, stratejik yönden İstanbul’un başkent olmaya elverişli olmayışıydı. O, “ulaştırma yollarının uçlarında ve sonlarında başkent olmaz. Ortasında bir başkent arayın” diyor ve İstanbul’u başkent yapan hiçbir devletin orada uzun süre güçlü ve varlığını kanıtlayıcı olarak kalamadığını ekliyordu. Doktor Jacke de “İfham” ve “Vazife” gazetelerindeki yazılarıyla Goltz Paşa’yı destekliyordu. “Vazife” gazetesi Başyazarı Ahmet Ferit Bey de destekleyenlerin başında idi. İstanbul’un başkent kalmasını savunanların başında da Ali Kemal Bey vardı. O da Osmanlı saltanatını devletler arasındaki genel dengenin koruduğunu, İstanbul’un demirden bir manevî savunmaya sahip bulunduğunu, yenilsek de düşman ordularını kapılarından sokmayacağını, Osmanlı mülkünün Avrupa uygarlığına açılan penceresi olduğunu savunuyordu.

Siyasî Gelişme

Atatürk, tarihe “Amasya Tamimi” adıyla geçen bildirgesiyle “İstanbul Hükûmeti’nin tutsak olduğunu ve bağımsızlığa kadar bütün ulusla birlikte çalışmak üzere Anadolu’dan hiçbir yere gidemeyeceğini, gerçek ulusal gücün Anadolu’da bulunduğunu ve karar verme yetkisinin Anadolu’ya geçmesi gerektiğini” ulusa ve dünyaya ilân etmişti.

Atatürk, Sivas Kongresi’ni yaptıktan sonra ülkeyi buradan idareye başlamıştı.

Atatürk, daha Erzurum Kongresi’nde “Meclis’in İstanbul’da değil, Anadolu’da” toplanması görüşünü savunmuş, bu gerçekçi isteğinde başarılı olamayınca İstanbul’la korkunç bir “sinir harbine “ girişmiş ve 20 gün sonra da Damat Ferit Hükûmeti’ni düşürmüştü.

Ankara’dan geçen milletvekilleriyle görüşmüş, onların “Misak-ı Millî” yi ilân etmelerini sağlamıştı.

Sonunda olaylar O’nun düşündüğü gibi gelişmiş, İngilizler İstanbul’u resmen işgal etmiş, Meclis padişah tarafından kapatılmış, bazı milletvekilleri ve komutanlar İngilizler tarafından Malta’ya gönderilmişti.

Atatürk’ün 12 gün sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni açması O’ndaki insanüstü zekâ, çalışma, enerji ve dinamizmin eseridir.

İşte, bu dinamizm ve enerji “İnkılâpları” kısa süreye sığdıracak ve 4 yıllık bir mücadeleden sonra Ankara’yı Türkiye’nin başkenti yapacaktır.

Ankara Kentinin Geçmişi

Çok eski bir geçmişi olan Ankara, Augustus Tapınağı ve yazıtlarıyla her dönemde turistlerin ilgisini çekmiştir. İlk sendika sistemi olan “Ahilik”in ve ticaretin merkeziydi. Çünkü tüm kervan yolları buradan geçerdi. Tiftik keçisinin kaynağı ve üretildiği yerdi.

Atatürk’ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle, Harp Akademileri Komutanlığı’nca, Yüksek Askerî Bilimler Başkanlığı mensubu Em.Tuğgeneral Sayın Nurettin Türsan’a hazırlattırılan, 1981 basımlı “Ankara’nın Başkent Oluşu” adlı eserdeki bilgilere göre:

Ankara, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda 100.000 nüfuslu iyi bir ticaret merkeziyken, XIX. yüzyıl sonlarına doğru merkez ilçesinin nüfusu 26.105’e düşmüş, ticaret de, bu nüfusun üçte birini oluşturan Hıristiyan azınlığın eline geçmişti. Nüfusun azalmasında susuzluğun ve kıtlığın etkisi büyüktür. Bu kıtlık, XIX. yüzyılın ortalarına doğru başta Ankara olmak üzere Orta Anadolu’nun harap olmasına neden olmuştur. Ankara artık eski, zengin ve güzel kent değildir. Bu dönemde Ankara’da (merkez ilçesinde) 4.000 Türk, 1.700 Katolik Ermeni, 150 Gregoryan Ermeni, 350 Rum ve 50 Yahudi ailesi yaşamaktadır. Sayı olarak 16.970’i Müslüman, 5.551’i Katolik, 2.333’ü Rum, 825’i Gregoryan, 413’ü Yahudi, 13’ü Protestan Ermeni’dir. (Bu dönemde Ankara’nın tüm nüfusu da 30.000’e düşmüştü).

1838 yılında, Anadolu’daki birliklerimizde görevlendirilen Prusyalı subaylardan bazıları da Ankara’ya atanmışlardır. Bunlardan Eyalet Müşiri (Mareşal) İzzet Paşa’nın yanına gönderilen Kurmay Yüzbaşı Baron von Vincke tarafından Ankara’nın ilk plânı ve haritası yapılmış ve 1854’te basılmıştır.

1886 - 1894 yıllarında Ankara Valiliği yapan Abidin Paşa zamanında, kaybolmaya başlayan tiftik sanayii canlanmış, kente 20 km. uzaktan su getirilmiş ve tren işlemeye başlamıştır. Bu valinin adını taşıyan bir çiftlik ve semt bulunmaktadır.

Ülkemize büyük hizmetleri geçen Colmar Von Der Goltz, 31 Mayıs 1889’da Ankara’ya gelmiş ve Vali Abidin Paşa’yı ziyaret etmiştir. Bu sırada Almanlar Berlin - Bosfor - Bağdat demiryolu ve diğer demiryolları için Avrupa’nın sömürgeci ülkeleriyle kıyasıya rekabet halindeydiler.

23 Mayıs 1896’da Ankara’ya gelen Kurmay Binbaşı Walther Von Diestde tiftik keçileriyle ilgilenmiştir.
İngilizlerin tiftik keçilerini Güney Afrika’ya götürerek orada üretmeleri nedeniyle doğan rekabet Abidin Paşa tarafından önlenmeye çalışılmış ve Devlet Tiftik Çiftliği kurularak Memduh Paşa’nın Sivas’tan getirdiği “halıcılık” sanatı gelişmiştir.

Ankara’da 1.230.000 tiftik keçisi varken bir ara bunların kesim için İstanbul’a gönderilmeleri, yün sanayiinin yok olmasına neden olmuştur. Bu sanayinin değerini takdir eden cumhuriyet hükümetlerinin çabalarıyla 1939’da tiftik keçisi sayısı 4.945.351’e yükseltilmiştir.

Orta Anadolu’nun önemli bir kalesi ve ticaret merkezi olan Ankara’yı, 1874 - 75 kıtlığı, ticaretin Hıristiyanların elinde olması, 1917 yangını ve talanlar küçük bir kent haline getirmiştir. 27 Aralık 1919’da Atatürk Ankara’ya geldiğinde kent bu durumdaydı. Bu felâketleri yaşayan kuşağın Ankara’nın başkent oluşunda psikolojik etkisi büyüktür. Ankara, büyük bir din adamı olan Hacı Bayram Veli’nin de eskiden yaşadığı, öldüğünde gömüldüğü bir kent olup bu nedenle de uğrak yeridir.

Ankara ‘nın Başkent Oluşu

Atatürk, Nutkunda da belirttiği gibi Heyet-i Temsiliye’nin batı illerine, İstanbul’a yakın olmasını istiyordu. Batı illerimizin bir kısmı Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Tehlike buradaydı. Genel durumu idare eden sorumluların en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, ondan zarar görmeyecek bir mesafede bulunmaları kuralına uyulmalıydı. Ankara bu koşulları taşıyan ve İstanbul’la demiryolu bağlantısı olan uygun bir kentti. Bu nedenle, Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaparak verilecek mücadelenin esaslarını saptayan ve bu direnişi ulusa mal eden Mustafa Kemal bazı arkadaşlarının onaylamamasına karşın Ankara’ya geldi.

Kurtuluş Savaşı boyunca Ankara’nın oynadığı siyasî ve stratejik rol Atatürk’ün bu kararının ne kadar yerinde olduğunu saptamıştır.

27 Aralık 1919 günü Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Dikmen sırtlarında çok kalabalık bir heyet tarafından büyük

gösterilerle karşılanarak şehre gelindi. Bütün Ankara ayakta idi. Halkın bu heyecanını gören İngiliz, Fransız mümessilleri, Paşa’nın yalnız olmadığına, ulusun O’nun peşinde yürüyeceğine inanmışlardı. Paşa otomobilinden indikten sonra Vilâyet Konağı’nın kapısı önünde ilk konuşmasını yaptı.

Mustafa Kemal Paşa, bugün de valinin oturduğu odada ilin ileri gelenleriyle tanıştıktan sonra kendileri için hazırlanmış olan Ziraat Okulu binasına yerleşti.

28 Aralık 1919 günü Ankara halkıyla yaptığı konuşmada ülkenin siyasî ve askerî durumunu anlattı. İstanbul Hükûmeti’nin ısrarıyla düşman işgali altındaki bu şehirde toplanacak meclise katılmak üzere giderken Ankara’ya uğrayan milletvekillerinden Meclis’te bir “Müdafaa-i Hukuk Grubu” kurulmasını istedi ve “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Programını”, “Misak-ı Millî” halinde özetledi. Ankara’da hazırlanan bu müsvedde program, sonradan İstanbul Meclisi’nde “Misak-ı Millî” adıyla kabul edilmiş ve yayınlanmıştır. Fakat Mustafa Kemal’in tahmin ettiği gibi İstanbul’un işgaliyle bu Meclis’in ömrü sona ermiş ve O’nun aldığı önlemlerin en önemlisi, olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması kararı olmuştur.

Ankara’nın Millî Mücadele’deki önemli yeri ve rolü, bu devir tarihinin, hiç kuşkusuz, en özel değer taşıyan olaylarından ve millî inkılâp hayatımızın başlıca dönüm noktalarından biridir.

Heyet-i Temsiliye, Ankara halkının millî davaya olan inancına duyduğu güvenle Millî Mücadele’yi buradan sevk ve idare etmişti.

23 Nisan 1920’de, Türk milletinin gerçek temsilcilerinden kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti de milletin alın yazısına idare ve devletin bağımsızlığını koruma savaşını yine Ankara’da sürdürdü ve sonuçta zafer kazanıldı.

Lozan Antlaşması’na bağlı protokol gereğince 2 Ekim 1923’te anlaşma devletlerinin orduları İstanbul’u tamamen boşaltmış, 6 Ekim 1923 günü de Türk ordusu bu büyük ve tarihî şehrimize, milletin coşkun sevinç gösterileri içinde girmişti.

İstanbul’un kurtarılışı, devlet merkezinin, yine bu asırlık imparatorluk payitahtına kaldırılmasında türlü, fakat kişisel bakımdan yarar görenlere bu yolda söz söylemek fırsatını verdi. Tartışma safhasına geçmek ve yanlış anlama ve eğilimlere yol açmak istidadını taşıyan bu düşünceler karşısında Türk İnkılâbı’nın her şeyden üstün yarar ve gereklerine uygun hükmü vermek gerekiyordu.

9 Ekim 1923 günü Malatya Milletvekili İsmet İnönü ve on dört arkadaşı, Meclis Başkanlığı’na sundukları bir önergeyle, Ankara’nın yeni devlete başkent yapılmasını istediler. Çünkü Ankara, Kurtuluş Savaşı’nın özeği, beyni ve simgesi olmaktan başka niteliklere de sahipti. Lozan’da Boğazlar için kabul edilmiş olan ilkeler, ülkenin güçlenme ve gelişme kaynağını Anadolu’nun bağrında yaratmak gereği, iç ve dış güvenlik kaygılarıyla diğer zorunluluklar, Ankara’ya yeni devletin doğal başkenti özelliğini kazandırıyordu. Ayrıca Kurtuluş Savaşı’na başından beri canla başla destek olan Anadolu halkı, Ankara başkent yapılarak, ödüllendirilmiş olacaktı. Bu nedenlerle bazı milletvekillerinin karşı çıkmaları etkili olmamış, öneri, 13 Ekim 1923’te yasallaşmış ve 16 gün sonra da 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edilmiştir.

Hükümet merkezinin İstanbul’dan Ankara’ya, büyük bir limandan bin türlü çıkarın çatıştığı, türlü tehdide açık bir kentten, Anadolu’nun ortasında yüksek bir yaylaya taşınması gerçekten üzerinde durulmaya değer bir olaydı. Bu yeni başkentte hükümetler tehditlerden uzak, memleket meselelerini sakin bir şekilde gözden geçirebilir, refah ve kalkınmanın koşullarını daha rahat bir şekilde hazırlayabilirlerdi. Ankara halkı da, tarihten gelen bir alışkanlık ve deneyimle büyük bir ticarî atılım yapabilirdi. Yaptı ve başardı.

SONUÇ

Büyük bir komutan, üstün nitelikli bir diplomat ve politikacı, örnek devlet kurucusu ve inançlı bir inkılâpçı olan Atatürk, stratejik, jeopolitik ve psikolojik faktörleri çok öncelerden düşünmüş, gerekli önlemleri almış ve zamanı geldikçe uygulayarak, her konuda olduğu gibi Ankara’nın başkent oluşunda da uzak görüşlülüğünü ve yerinde karar verme yeteneğini saptamıştır. Bu şehrin Kurtuluş Savaşı’nda oynadığı siyasî ve stratejik rolü kimse inkâr edemez.

Von Der Goltz Paşa’nın “başkentin değiştirilmesi tartışmaları ve siyasî gelişme” de bu konuda yardımcı olmuştur.

1883 yılında Türk ordusunda yarbay olarak görev üstlenen ve aralıklı olarak 16 yıl hizmetten sonra mareşal iken Bağdat’ta vefat eden Colmar Freiherr Baron von Der Goltz; 1883’ten özellikle 1912 - 13 Balkan Harbi’nden sonra kaybettiğimiz toprakları ve dönen entrikaları görerek, bilimsel bir araştırma ürünü olan makalelerinde başkentin İstanbul’da kalmasının doğru olmayacağını belirtmişti.

Bu görüşler, birkaç yıl içinde gerçekleşmiştir. Örneğin:

İstanbul ve Boğazları ele geçirmek ve Rusya’ya yardım etmek isteyen anlaşma devletleri, Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Boğazı’na denizden ve karadan taarruz etmiş, yenilerek çekilmişlerse de Mondros Antlaşması’yla Boğazları ele geçirmiş ve donanmalarını İstanbul limanına demirleyerek dört yıl burada kalmışlardır.

Böylece başkent dört yıl işgal altında kalmış, Padişah dahil buradakiler tutsak yaşamış ve her şey düşman eline geçmiştir.

İkinci Dünya Harbi de göstermiştir ki, yenilginin son hedefi bir devletin başkentinin ele geçirilmesi olmaktadır. (Paris ve Berlin’in zaptı gibi)

Bugünkü modern silâh ve füzelerin menzilleri, başkentleri ister istemez “yeterli bir ikaz ve alarm süresi sağlayacak” kadar kıyı ve sınırlardan uzak tutmak zorunluluğu getirmiştir.

Atatürk, “Amasya Tamimi” ile İstanbul Hükûmeti’nin tutsak olduğunu, gerçek ulusal gücün Anadolu’da bulunduğunu bildirmiş, Erzurum Kongresi’nden sonra da Meclis’in Anadolu’da toplanmasını savunmuştu. Bu gerçekçi isteğinde başarıya ulaşamayınca, İstanbul’la korkunç bir “sinir harbine” girişmiş ve 20 gün sonra Damat Ferit Hükûmeti’ni iktidardan uzaklaştırmıştı.

İstanbul’a gidecek milletvekillerine de kendi fikirlerini aşılayarak Meclis’te kuvvetli bir grup oluşturmuş ve “Misak-ı Millî”nin ilânını sağlamıştı.

İngilizler’in 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgali, bakan, milletvekili ve komutanları tutuklamaları hatta bazılarını Malta’ya göndermeleri Atatürk’ün görüş ve düşüncelerinde ne kadar isabet bulunduğunu göstermektedir. Bu olayların bir yaran olmuştur. O da, bazı kişilerin Anadolu’ya geçmekten başka çare kalmadığına inanarak, o çağın ulaştırma koşullarına ve düşman engellemelerine karşın kısa bir sürede Ankara’ya gelmeleri ve 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıdır.

Ankara’da TBMM açılınca, “İstanbul, Anadolu’ya teslim olmuş” demekti. Çünkü yasama ve yürütme organları Anadolu’da kurulmuş ve bazı düşmanlarımızı Millî Mücadele’yi tanımaya yöneltmiştir.

Böylece Ankara, dört yıllık bir mücadeleden sonra “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti” olmuştur.

Ankara’nın başkent oluşuyla ilgili belgelere de değinmekte yarar vardır:

BELGELER

Belge - 1

"Ankara’ya gelişimizi, 27 Aralık 7979 tarihli şu açık tebliğ ile duyurduk:

Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-i Temsiliye, bütün yol boyunca Ankara’da, büyük milletimizin çok sıcak ve içten vatanseverlik gösterileri arasında, şehre vardı. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve kararlılık örneği, memleketimizin geleceğine güveni olduğu hakkındaki inançları sarsılmaz bir şekilde kuvvetlendirmiştir.

Şimdilik, Heyet-i Temsiliye merkezi, Ankara’dadır. Hürmetlerimizi sunarız efendim."

                                                         Heyet-i Temsiliye Adına
                                                               Mustafa Kemal1

Belge - 2


"Umumî durumu sevk ve idare sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye mümkün olduğu kadar yakın bulunur. Yeter ki bu yakınlık, umumî durumu gözden kaybettirecek derecede olmasın! Ankara bu şartları taşıyan bir noktaydı. Herhalde cephelerle meşgul olacağız diye, Balıkesir’e Nazilli’ye veyahut Afyonkarahisar’a gitmiyorduk. Fakat cephelere ve İstanbul’a demiryoluyla bağlı bulunan ve umumî durumu idare bakımından Sivas’tan asla farkı olmayan Ankara’ya gelecektik.

Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanması zarurî görüldükten sonra ise, Ankara’ya gelmenin ne derece gerekli, lüzumlu ve faydalı görülmek gerektiğini açıklamaya lüzum görmem."2

Belge - 3

"Efendiler, beni cidden samimî ve parlak ve güven verici duygularla karşılamış olan Ankara’nın muhterem halkıyla daha yakından tanışmak ve onlarla görüşmek bir vazife hükmündeydi. Onun için, görüşmek maksadıyla davet ettiğimiz mebusların gelmelerini beklediğimiz günlerde, toplanmış olan muhterem Ankaralılara, bir konferans vermiştim. (Ves. 220)

Bu konferansın temel noktaları üzerinde kısaca konuşayım:

Wilson Prensipleri : Bu prensiplerin 14 maddesinden Türkiye ile ilgili olanları vardı. Zaten yenilmiş olan ve ateşkes anlaşması imzalayan Osmanlı Devleti, bu prensiplerin gönül okşayın serap manzarasıyla bir zaman oyalandı.

30 Ekim 1918 “Mondros Mütarekesi” maddeleri ve özellikle bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi. Yalnız bu madde, vatanın geri kalan parçalarını düşmanların işgal ve istilâsına hazır bulundurmaya yetiyordu.

İstanbul’da, birbirini takip eden âciz kimselerden kurulu kabineler, şerefsiz, haysiyetsiz, aşağılık görünüşleriyle masum ve mütevekkil milletin timsali tanındı, değer verilmeye lâyık görülmemeye başlandı. Bu yüzden dünyanın medenî devletleri, medeniyetin icaplarını unutacak kadar saygısız oldular. Öteden beri, Türk milleti aleyhinde bütün dünyada yapılan en mantıksız propagandalara, her zamandan fazla kulak verildi.

Dokuz aydan beri başlayan millî uyanış ve faaliyet, durum ve manzarayı değiştirdi ve daha çok değiştirecektir. Millet, kurulmuş olan birliği korursa ve istiklâl için fedakârlıktan çekinmezce başarı muhakkaktır. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin kararları, milletin gerçekleştireceği gayelerin temelini teşkil eder."3

Belge - 4

"Devlet merkezinin dahi İtilâf Devletleri tarafından resmen işgali, yasama, yargı ve yürütme güçlerinden ibaret olan devletin millî kuvvetlerini işlemez hak getirmiş ve bu durum karşısında vazife yapmaya imkân göremediğini Hükümet’e resmen bildirerek, Meclis-i Mebusan, dağıtılmıştır. Şu halde devlet merkezinin korunmasını, milletin istiklâlini ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, Ankara’da toplanmaya çağırılması ve dağıtılmış olan mebuslardan Ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise iştirak ettirilmesi zarurî görülmüştür."4

Belge - 5

"Lausanne Antlaşması’nın eklerinden olan, işgal altındaki topraklarımızın boşaltılması ile ilgili protokol uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye’nin fiilî toprak bütünlüğü sağlanmıştı. Artık yeni Türkiye Devleti’nin başkentini kanunla tespit etmek icap ediyordu. Bütün düşünceler, Yeni Türkiye’nin başkentinin Anadolu’da ve Ankara şehri olarak seçilmesi gerektiği merkezindeydi.

Bu noktada, coğrafî durum ve askeri strateji en kesin bir önem taşıyordu. Devletin başkentini bir an önce tespit ederek memleket içindeki ve dışındaki tereddütlere son vermek zarureti vardı. Gerçekten, bilindiği gibi, başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı meselesi üzerinde öteden beri, içeride ve dışarıda tereddütler görülüyor, basında demeçlere ve münakaşalara rastlanıyordu. Bu arada İstanbul’un yeni mebuslarından bazıları, Refet Paşa başta olmak üzere, İstanbul’un payitaht (başkent) kalması lüzumunu bazı misallere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı. Ankara’nın gerek iklim, ulaştırma araçları ve gelişme kabiliyet ve istidadı ve gerekse mevcut tesisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun ve elverişli olmadığını söylüyorlar ve İstanbul’un “payitaht” olması lâzımdır ve mutlaka olacaktır, diyorlardı. Bu ifadeye dikkat olunursa, bizim “başkent” tabirinden kastettiğimiz mana ile bu ifadelerde “payitaht” tabirini kullananların görüşleri arasında bir fark görmemek mümkün değildir. Bundan dolayı, bu hususta zaten kesinleşmiş olan görüşümüzü resmî ve kanunî yoldan kabul ve ilân ettirerek “payitaht” tabirinin de, yeni Türk Devleti’nde kullanılmasının manası ve yeri kalmadığını göstermek lâzım geldi. Hariciye Vekili İsmet Paşa 9 Ekim 1923 tarihli bir maddelik bir kanun tasarısını Meclis’e teklif etti. Altında daha on dört kadar kişinin imzası olan bu kanun teklifi 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşmeler ve münakaşalardan sonra, çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kanun maddesi şudur “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara şehridir."5

1 Kemal Atatürk, Nutuk I, Kültür Bakanlığı Yayınları: 378, İstanbul 1980, s. 404.
2 Kemal Atatürk, a.g.e., s. 434.
3 Kemal Atatürk, a.g.e., s. 434.
4 Kemal Atatürk, a.g.e., s. 514.
5 Kemal Atatürk, Nutuk II, Kültür Bakanlığı Yayınlan: 389, İstanbul 1980, s. 419.

Nusret Baycan

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 19, Cilt: VII, Kasım 1990  

Alıntı: http://www.isteataturk.com/haber/4565/ankaranin-baskent-olusu-13101923




Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer GÜNCEL HABERLER Haberleri

Başlık Tarih
 
LOZAN’DAN CUMHURİYET YÜRÜYÜŞÜNE 23 Temmuz 2018
Cumhuriyet, Atatürk Düşmanı Atatürksüz Müfredata Hayır06 Kasım 2017
9 Eylül Nif'ten İzmir'e Doğru08 Eylül 2017
17 Ağustos 1999 Saat: 03:02 Merkez Üssü Gölcük17 Ağustos 2017
Basın Açıklaması ve Atatürk’ün Manevi Çocukları10 Mayıs 2017
2 Temmuz İnsanlık Adına Kara Bir Gün02 Temmuz 2016
Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu'ndan Laiklik Tepkisi30 Nisan 2016
KÖY ENSTİTÜLERİ 16 Nisan 2016
19 Mayıs kutlamasını sınırlayan Milli Eğitim Bakanlığı genelgesini iptal ettirdik03 Mart 2016
DEÜ Atatürk İlk. ve İnk.Tar.Ens.Müd.Bülent Çukurova31 Ocak 2016
Kent Söyleşileri "Fotoğraflarla Gazi İzmir’de"22 Ocak 2016
YILBAŞI VE ÇAM AĞACI SÜSLEME GELENEĞİ31 Aralık 2015
Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi 27 Aralık 191924 Aralık 2015
23 ARALIK KUBİLAY’I ANMA PROGRAMI15 Aralık 2015
YABANCI GÖZÜYLE ATATÜRK09 Kasım 2015
ATATÜRK`Ü SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ08 Kasım 2015
ATA’YA SAYGI KOŞUSU06 Kasım 2015
YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ…30 Ekim 2015
29 Ekim 2015 Saat: 9.30 da Gündoğdu Meydanındayız27 Ekim 2015
Bal Festivali 25 Ekim 2015 Kemalpaşa - Dereköy - Gökyaka19 Ekim 2015
İzmir Yangını 13 Eylül 1922 13 Eylül 2015
Başın Sağ olsun Nazilli09 Eylül 2015
İZMİR ZAFERİNİ KUTLUYOR06 Eylül 2015
8 Ağustos 1915 M.Kemal Anafartalar grup komutanlığına Atandı08 Ağustos 2015
24 Temmuz 2015, saat: 10.30’da İ.İnönü’nün doğduğu evdeyiz23 Temmuz 2015
AYŞE MAYDA-İZMİR’İN TANIKLIĞI13 Temmuz 2015
ADD Basın Açıklaması Ermeni soykırımı Tarinin çarptırılmasıdır24 Nisan 2015
Soykırım İddialarına Yabancı Belgelerle Yanıt24 Nisan 2015
TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ14 Nisan 2015
Görünmez İşgalden Türkiye Nasıl Kurtulur E.Tüma.Soner Polat10 Nisan 2015
ŞAKA, ŞAKA. S. Nazan Keskin Yazdı01 Nisan 2015
Adına Nevruz Denen Bayram20 Mart 2015
8 Mart’a Hazır mısınız? S. Nazan Keskin yazdı08 Mart 2015
YALAN Üzerine Kurulmuş İddia28 Ocak 2015
İNÖNÜ SAVAŞLARI26 Ocak 2015
“Uğur Mumcu’yu ve demokrasi Şehitlerini Anıyoruz”20 Ocak 2015
Zübeyde Hanım Karşıyaka’nın Kalbinde Yaşıyor14 Ocak 2015
Türk Ermeni İlişkileri Broşürü Hazırlayan: Ahmet Gürel 12 Ocak 2015
Sarıkamış Zaferimiz Nasıl Engellendi?05 Ocak 2015
Yılbaşı Çam Ağaç Süslemesi Tamamen Türk Geleneğidir30 Aralık 2014
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya Gelişi29 Aralık 2014
İsmet İnönü ve Gençliği-İzmir24 Aralık 2014
Kubilaylar Menemen’de!24 Aralık 2014
URBANUS’TAN MARAŞ’A KANLI SERÜVEN19 Aralık 2014
23 Aralık Kubilay’ı Anma Programı12 Aralık 2014
İzmir’in Urla İlçesi’ne bağlı Ovacık Köyü’nde, Orman Katliamı08 Aralık 2014
5 Aralık Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Tanındı04 Aralık 2014
24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun23 Kasım 2014
91. Yılında Cumhuriyet - Ahmet Gürelin'in yazısı30 Ekim 2014
Cumhuriyet Bayramı Programı ve Basın Açıklanası27 Ekim 2014
URLA KİTAP OKUYOR KAMPANYASI 24 Ekim 2014
Cumhuriyetimizin 91. yılını Tepeköy Mahallemizde kutluyoruz.22 Ekim 2014
Mudanya Silah Bırakışımı Görüşmeleri 3 - 11 Ekim 192203 Ekim 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği Basın Açıklaması26 Eylül 2014
Türk Dil Kurumu’nun ilk genel kurulu 26 Eylül 1932 25 Eylül 2014
İzmir’e Doğru 9 Eylül - Ahmet Gürel'in Yazısı08 Eylül 2014
30 Ağustos Zafer Bayramını Milletçe Kutlamalıyız30 Ağustos 2014
Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin 92. Yıldönümü25 Ağustos 2014
KENAN ÇOYGUN: BİR KIBRIS KAHRAMANI19 Temmuz 2014
İSRAİL SALDIRGANLIĞINA SON…! 19 Temmuz 2014
Cumhurbaşkanlığı Seçimi Hakkın da Basın Açıklaması28 Haziran 2014
ADD Kazandı Milli Eğitim Bakanlığı Kaybetti28 Haziran 2014
Amasya Genelgesi, (21-22 Haziran 1919)21 Haziran 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği'nden destek17 Haziran 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi Basın Açıklaması10 Haziran 2014
"Tutsak eserler” 31 Mayıs 2014
1453 İstanbulun Geri Alınmasıdır!29 Mayıs 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği 25’inci yaşını Nazım’da kutladı26 Mayıs 2014
İzmir'de sessiz yürüyüş20 Mayıs 2014
Prof. Dr. Kemal Arı'nın Yazısı "19 MAYIS RUHU"18 Mayıs 2014
Genel Başkanımız Tansel Çölaşan Soma'da 18 Mayıs 2014
19 Mayıs'ta Şehit Madencilerimiz İçin Yürüyoruz16 Mayıs 2014
301 Can Soma Madenci Şehitlerimiz 14 Mayıs 2014
Acınız Acımızdır14 Mayıs 2014
Kutlamalarımız İpal edildilmiştir13 Mayıs 2014
Tam Bağımsızlık Halk Yürüyüşü13 Mayıs 2014
Örğütümüze ve Halkımıza Önemli Duyuru11 Nisan 2014
18 Mart Çanakkale zaferinin 99. Yıldönümünü kutlu olsun17 Mart 2014
Emeğin Diğer Adı: Kadın08 Mart 2014
Muammer Aksoy’u Saygıyla Anıyoruz31 Ocak 2014
Değerli Vatanseverlerimize30 Ocak 2014
Gençlik, Ah Canım "Türk Gençliği"…30 Ocak 2014
YENİDEN DOĞUŞ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN31 Aralık 2013
YERİ MALI KULLAN10 Aralık 2013
Balbay Özgür, Mücadeleye Devam10 Aralık 2013
5 ARALIK TÜRK KADININA MİLLET VEKİLİ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI TANINDI05 Aralık 2013
Prof. Dr. Özer OZANKAYA; ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜN 85. YILDÖNÜMÜNDE24 Kasım 2013
M.Ö. 4.000 DİYARBAKIR 19 Kasım 2013
saygı, özlem ve gururla anıyoruz09 Kasım 2013
90. yılında Cumhuriyet29 Ekim 2013
CUMHURİYETİMİZİN 90. YILINI DOLDURDUK KUTLU OLSUN28 Ekim 2013
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!21 Ekim 2013
GÜLE GÜLE ÇILGIN TÜRK 1 Eylül 1930 - 28 Eylül 2013 28 Eylül 2013
Usta aktör Tuncel Kurtiz yaşamını yitirdi. 28 Eylül 2013
Bu haftaki konuğumuz; Sanatçı UTKU ERİŞİK27 Eylül 2013
81. DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!26 Eylül 2013
SESSİZ ÇIĞLIK YIL DÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMASI 23 Eylül 2013
13 Eylül 1921′ de kazanılan Sakarya Zaferi’nin hemen ardından19 Eylül 2013
09 Eylül 1922 – İzmir’e Doğru…09 Eylül 2013
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ İZMİR ŞUBELERİ 9 EYLÜL KUTLAMA PROGRAMI06 Eylül 2013
Sivas Kongresi'in 94. yıldönümü 04 Eylül 2013
Dünya Barış Günü Tarihi ve Emperyalizmimin Suç Dosyası01 Eylül 2013
Büyük Taaruz’dan 30 Ağustos Zafer Bayramına30 Ağustos 2013
Afyon Kocatepe Saat 05:30 Etem Tem, Afyon Kocatepe'de yarattığı "anıt fotoğrafı" 26 Ağustos 2013
Osmanlıdan Kalan Miras10 Ağustos 2013
Türk dünyasına dair çalışmalarıyla tanınan fotoğrafçı, araştırmacı, yazar Servet Somuncuoğlu hayatını kaybetti.09 Ağustos 2013
5 AĞUSTOS 201306 Ağustos 2013
Ergenekon'da 18 Çelişki05 Ağustos 2013
Silivri Buluşmasını Engellemek İsteyen İktidarın Yaptığı Operasyonlara İlişkin Basın Açıklamasıdır 03 Ağustos 2013
5 AĞUSTOSTA SİLİVRİ'DEYİZ31 Temmuz 2013
HALÛK TARCAN YAZDI KURAMSAL HİNT-AVRUPA DİLLERİ’NİN SONU !..24 Temmuz 2013
Kıbrıs Adası’nın tarihçesi20 Temmuz 2013
KAHRAMAN ŞANLI TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ KIBRIS BARIŞ KAREKATININ 39. YILI19 Temmuz 2013
Alparslan Hocamızı Kaybettik 16 Temmuz 2013
Madımak Katliamı İnsanlığa Karşı İşlenmiş Bir Suçtur!02 Temmuz 2013
HAKSIZLIKLARA, HUKUKSUZLUĞA, ZORBALIKLARA KARŞI DURUYORUZ19 Haziran 2013
DURAN ADAM18 Haziran 2013
Genel Başkanımız Gezi Parkı Direnişini Sözcü'ye Değerlendirdi11 Haziran 2013
Balbay'a Özgürlük girişimi11 Haziran 2013
ADD Rize Şubemize Saldırı06 Haziran 2013
Nazım Hikmet Ran'ı ölümünün 50. Yılında saygı ve minnetle anıyoruz.03 Haziran 2013
YORUMSUZ02 Haziran 2013
29 MAYIS İSTANBUL’UN FETHİ DEĞİL İSTİRDADI’DIR30 Mayıs 2013
NE OLDU SURİYE POLİTİKAMIZ? (-Ah bu Eset’in Annesi, Ah!) KEMAL ARI YAZDI30 Mayıs 2013
Genel Başkanımız Sayın Tansel Çölaşan Reyhanlı'da 24 Mayıs 2013
19 Mayıs'ta Samsun'dan Yola Çıkan Şanlı Bayrağımızı Atamıza Sunduk 22 Mayıs 2013
VAHDETTİN DOSYASI (İşte Çakma Kahraman Vahdettin Gerçeği) Sinan Meydan Yazdı21 Mayıs 2013
ADD Kilis Şubesi: 21:00'de 19 Mayıs'ı Kutladı 21 Mayıs 2013
19 Mayıs'ta Samsun’dan Bisikletçilerimizin yola çıkardığı Bayrak ve Toprağımızı 21 Mayıs 2013
Deniz hırçın, dalgalar köpüklü, Vapur heybetli, vakit şafak, Gözler parlak, bakışlar keskin19 Mayıs 2013
Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006 yılıda görevi başında şehit edildi17 Mayıs 2013
19 Mayıs’ta Samsun ve Ankara’da büyük buluşma ADD Başkanı Tansel Çölaşan’dan halka çağrı16 Mayıs 2013
Mustafa Kemal ve 18 askerle beraber 16 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri İstanbul'dan Samsun'a doğru yola çıkar15 Mayıs 2013
Gazeteci Hasan Tahsin anma etkinliği 15 Mayıs 2013 çarşamba günü saat 11:0014 Mayıs 2013
15 MAYIS 1919: (-İzmir’in İşgali ve “Karagün” Prof. Dr. Kemal Arı14 Mayıs 2013
Her hafta sonu yapılan sesiz Çığlığın Bu haftaki konuşmacısı ADD den Sn Nazan Keskin idi. 12 Mayıs 2013
MUSTAFA KEMAL’LER 19 MAYIS’TA SAMSUN’DA10 Mayıs 2013
T.C. için, 19 Mayıs Saat 11.00'da Ankara Sıhhiye Alanındayız 08 Mayıs 2013
Propolis’le Kansere Karşı Doğal Mücadele07 Mayıs 2013
DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN; DENİZ, YUSUF, İNAN05 Mayıs 2013
TÜRKKUŞU, 3 MAYIS 1935 YILINDA ATATÜRK TARAFINDAN KURULMUŞTUR.03 Mayıs 2013
Tandoğan'daki 1 Mayıs Kutlamaları Cumhuriyet Mitingine Dönüştü02 Mayıs 2013
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramının 127 Yıllık Tarihi 01 Mayıs 2013
1 Mayıs’ta Alanlardayız29 Nisan 2013
16. Gaziemir Uluslararası Çocuk Şenliği24 Nisan 2013
Urla’da 23 Nisan Kutlamaları Festivale Dönüştü24 Nisan 2013
23 Nisan dünya çocukları Kemalpaşa’da23 Nisan 2013
İzmir'in ilk yöresel ürünler festivali başlıyor23 Nisan 2013
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun23 Nisan 2013
Ankara'da TBMM'nin Açılması ve İlk TBMM Hükümetinin Kurulması 22 Nisan 2013
"ASKERİ CASUSLUK" BAYRAKLI ADLİYESİ ÖNÜ. Senin İçin Ey Demokrasi!20 Nisan 2013
Türk Milletine Çağrı bildirisinin ikincisi gerçekleştirildi 17 Nisan 2013
Ünlü piyanist Fazıl Say'a hapis cezası15 Nisan 2013
Halûk TARCAN web Sitemizde Yazarlar Sayfasında 11 Nisan 2013
Sevr'in Anayasası04 Nisan 2013
Eğitim-İş'ten Kamuda Türban Dayatmasına Tepki25 Mart 2013
Atatürk’lü Kapak İlk Sırada Yer Aldı25 Mart 2013

Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH