Ana Sayfa > ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

İzmir’in İşgali -Ahmet Gürel
15 Mayıs 2019
“SAVAŞ BİR CİNAYETTİR,VATAN SAVUNMASI OLMASA”
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%
“SAVAŞ BİR CİNAYETTİR,VATAN SAVUNMASI OLMASA”
 
Yunan İşgali Öncesi
 
İzmir’de yaşayan Levantenlerin, Yunanistan’ın İzmir’i işgaline tepkileri bariz biçimde görülmektedir. İzmir’de yaşayan H.Q.Whittall, İzmir Ticaret Odası’na 22 Şubat 1919 tarihinde gönderdiği yazıda:
“Bu ilin Rumları, eski efendilerini kesinlikle ayaklar altına alacak, …onların duygu ve geleneklerini o biçimde çiğneyeceklerdir ki, yasal olmayan tüm bu davranışları zorbalık niteliğinde olacaktır” denilmiştir.
Öte yandan, diğer bir İngiliz tüccar olan Davit Forbes, Sir George Riddell’e 29 Mart 1922 tarihinde gönderdiği mektubunda ise şöyle demiştir:
“İzmir kentinde, her iki yan da çirkin olaylar çıkarıyor, ama bunun nedeni, Türkleri ürküten, Yunan propagandasıdır. Bu ülkeyi veya herhangi bir bölüğünü bu sırada Yunanistan’a vermenin korkunç bir hata olacağı kanısındayım.” 
İzmirli Levantenlerin bu protestolarına, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri vekili Amiral Richard Webb de katılıyor ve Dışişleri Bakanlığı’na 02 Nisan 1919 tarihinde gönderdiği ‘oldukça gizli’ telgrafında, İzmir’in ve Aydın ilinin büyük bir bölümünün Yunanistan’a verilmesinin, gelecekteki belaların tohumlarını serpeceğini belirtiyordu. Bunun da özellikle İslam dünyasındaki İngiliz çıkarlarına zarar getireceğini, Yunanistan’ın bu bölgeyi yönetemeyeceğini; esasen bunu self-determinasyon ilkesine de kanıt olacağını vurgulamış ve telgrafına şöyle son vermiştir:
“Tüm Levant’ın barışı ve güveni tehlikededir; korkarım ki, kanlı bir savaşı yatıştırmak ve düzeni yeniden kurmak işi biz İngiltere’ye düşecektir.”
            16. Yüzyıldan beri İzmir’de yaşayıp, ticaret yapan Levantenlerin İzmir’in işgali öncesi şikâyet ve öngörülerini yukarıdaki paragraflardan izledik. Kapitülasyon ayrıcalıklarıyla İzmir ve çevresinde yaşayan Levantenlerin, İzmir’in işgali sırasında da Yunanistan’ın yanlışları konusunda kendi ülkelerine şikâyetleri devam etmiştir. İstanbul Hükümeti ve onların işbirlikçilerin İzmir ve Anadolu’nun işgaline karşı koymadığı tepkiyi, Levantenlerin koyması çok ilginçtir ve de tam bir çelişkidir.
 
İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti
 
‘İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti’, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, 01 Aralık 1918 günü kurulmuştur. Cemiyet, Nurettin Paşa’nın İzmir Valisi ve Kolordu Kumandanı bulunduğu sürece faydalı çalışmalar yapmıştır. Bu Cemiyet’inin düzenlediği Büyük Redd-i İlhak Kongresi’, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ öncesinde yapılan önemli bir kongredir. Kongreye çağrı telgrafının altında Vali Nurettin Paşa’nın imzası konulmuş ve Kongre Başkanlığına Vali Nurettin Paşa’yı seçilmiştir.
Kongre, 165 delegenin katılması ile 17 Mart 1919 Pazartesi günü sabahı saat 10.00’da İzmir Beyler Sokağı’ndaki ‘Millî Sinema Salonu’nda açılmıştır; 20 Mart 1919 günü kongrenin aldığı karar metni, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki Yüksek Komiserleri’ne telgrafla bildirilmiştir. Bu metinde özetle, şöyle denmiştir:
Avrupa, on milyon Müslüman ve Türk’ün idam ve imhasına karar vermişse, milletimiz buna uymayacak ve vatan uğrunda, kahramanca çarpışarak ölmeye hazır bulunacaktır. Tarihe, bütün bir milletin varlığını savunmak için nasıl öldüğünü gösterecektir...”
Kongrenin ertesi günü “Alemdar” gazetesinde İzmir’de bir kongrenin toplandığı ve Paris’e beş kişilik bir heyet gönderilmesinin kararlaştırıldığı yer almıştır. Kongreden sonra padişaha bir heyet gönderilmiş ve heyeti kabul eden padişah ilk fırsatta İzmir’e geleceğini vaat etmiştir.
04 Mart 1919 tarihinde Damat Ferit Paşa kabinesi iş başına geçmiş, Kambur Ahmet İzzet Bey’i İzmir valiliğine 8 Mart 1939 günü tayin etmiştir. Yeni vali, görevine başlar başlamaz, İzmirli Türk aydınlarının örgütlenme çabasını kösteklemiş; hatta dernek yöneticilerini Vilâyet Konağı’na çağırarak, onlara:
 “Herkes sizi ittihatçılık ve Bolşeviklikle suçluyor. Devletin bu nazik günlerinde, İzmir’de huzuru bozmanıza izin veremem
şeklinde gözdağı vermiştir.
 
İzmir’de İşgal Öncesi Yapılan Direnişler
 
İzmir’de olup bitenler halk arasında süratle duyulmuştur. Vali Konağı’nın etrafında toplanan gençler, valiye nota veren İngiliz yetkililerinin etrafını sarmış ve onlara şöyle seslenmişlerdir:
Ölmedik, biz büyük bir milletiz. Uykuda gibi görünüyorsak da uğraş içinde bulunuyoruz. Ülkemizin peşkeş çekilmesini kabul edemeyiz. Bir takım karışıklıklar olacaktır. Biz ölebiliriz, ama başkaları da beraber ölecektir.”
Günlerdir tedirgin olan halkta gerilim ve öfke son kerteye varmış, öğretmen Mustafa Necati’nin çağrısı üzerine gençler ‘Mekteb-i Sultanî’de  toplanmışlardır. ‘Mukavemet Cemiyeti’ gençlerinden Köprülü Kazım, “Savaşa yarar herkes silahlarıyla dağa çıksın, savaşalım…” çağrısında bulunmuştur.
‘Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti’ ile ‘Türk Ocağı’ üyeleri, kentin tanınmış kişileri, aydınlar gelinen bu duruma bir çare bulmak amacıyla bir araya toplanmışlardır. Bunların arasında; asker olarak, Albay Süleyman Fethi Bey, Albay Kâzım Bey, Jandarma subaylarından Mümin Bey yer almıştır.
Bu İzmir için tarihi toplantıya İzmir eşrafından; Moralızâde Hâlit Bey, Ragıp Nurettin Bey (Ege), Eczacı Ferit Bey (Eczacıbaşı), Fesçizâde Halim Bey, Kahvecizâde Hamdi Bey, Dr. Hüsnü Bey (Menekşeli), Osman Nuri Bey katılmışlardır.
Toplantıda; vilâyet memurlarından Enver Bey (Özgen), Mekteb-i Sultanî Müdür Yardımcısı İsmail Habib Bey, Mekteb-i Sultanî öğretmenlerinden Mustafa Necati Bey, Kemal Bey, Ahmet Nailî Bey ve Matematik öğretmeni Nazmi Bey yer almıştır.
 Gazeteci olarak da; Anadolu gazetesi sahibi Haydar Rüştü Bey (Öktem), aynı gazetenin yazarlarından Reşat Bey, Köylü gazetesi sahibi Mehmet Refet Bey, Mevlevi Şeyhi Nurettin Efendi, Ahenk gazetesi sahibi Nazmi Bey, aynı gazetenin başyazarı Mehmet Şevki Bey, Hukuk-u Beşer gazetesinin sahibi ve Başyazarı Hasan Tahsin Bey katılmışlardır.
İlk konuşmayı yapan öğretmen Mustafa Necati Bey, Yunanlılara karşı koymak için bir direnme örgütü kurulması gerektiğini ileriye sürmüştür. Toplantı sonucunda; İlhakı Red Heyet-i Milliye” komitesi oluşturulmuştur.
Albay Kazım Bey, 15 Mayıs 1919 tarihinde izinli olarak İzmir’de bulunurken, İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Kazım Özalp, o gün yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:
“Yahudi maşatlığı halk ile dolmuş, ateşler yakılmıştı. Kırmızı alevler gökyüzüne anlamlı bir ifade vermişti. Her yüzde endişe ile dehşet birbirine karışmış bir halde parlıyordu.”
Bu konuşmacılar arasında Mekteb-i Sultanî’den öğretmen Vasıf Bey, Mustafa Necati Bey, Mehmet Şevki Bey, Hasan Tahsin Bey, eski Müftü Rahmetullah Efendi de vardır. İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, mitingdeki konuşmasında vatan sevgisinin imandan olduğunu açıklamış ve konuşmasını şöyle bitirmiştir:
Kardeşlerim... Ciğerlerinizde bir soluk nefes kaldıkça, damarlarınızda bir damla kan kaldıkça, anavatanımızı düşmanlara teslim etmeyeceğinize Kuran’a el basarak benimle birlikte yemin edin...”
Mustafa Necati, Moralızade Halit, Ragıp Nurettin Beyler bir bildiri hazırlamış ve bildirileri basarak halka dağıtılmışlardır. Tarihsel değeri olanReddi İlhak Heyet-i Milliye’nin bildirisinde şunlar yer almıştır:
“Ey Bedbaht Türk!
Wilson ilkeleri adı altında hakkın zorla elinden alınıyor ve namusun parçalanıyor. Buralarda Rumların çok olduğu ve Türklerin Yunan katılmasını memnuniyetle kabul edeceği söylendi. Bunun sonucunda güzel memleketin Yunan'a verildi. Şimdi sana soruyoruz: Rum senden daha mı çoktur? Yunan egemenliğini kabul ediyor musun? Artık kendini göster. Tüm kardeşlerin Maşatlık' tadır. Oraya yüz binlerle toplan ve ezici çoğunluğunu bütün dünyaya orada göster. Burada zengin, fakir, âlim, cahil yok. Yunan egemenliğini istemeyen ezici bir kitle vardır. Bu sana düşen en büyük görevdir. Geri kalma, düş yıkımı ve kötü kaderine yanmak yarar getirmez. Binlerle, yüz binlerle Maşatlık' a koş ve Milli Heyetin emrine uy.”
Büyük direniş sürerken, ‘Köylü’ gazetesinde Vali Kambur İzzet Bey’in “Bazı kötü niyetliler, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceği tarzında söylentiler çıkarmışlardır. Tekzip olunurşeklindeki metni yayınlanmıştır.
Rahmetullah Efendi, İzmir Valisi İzzet Efendi’nin işgale karşı çıkılmaması emri üzerine de kızarak; Vali Bey... Bu sakalım kanunla kazınabilir, ama bu alnıma işgalciyi selamlamanın kara lekesini sürerek huzuru ilahiye çıkamamdeyip, toplantıyı terk etmiştir. İşte Yunan işgaline karşı ilk isyan bayrağını çekenlerden biri olan Rahmetullah Hoca, ‘Milli Mücadele’ye çok yararları olmuştur.
Kazım Özalp, o gün yaşananları anlatmaya şöyle devam etmiştir:
“ Maşatlıkta devam eden mitingin kararlarını hükümete tebliğ ve işgal kararını protesto etmek için, müftü ve diğer ileri gelenlerden kurulu bir heyetin seçilmesi kararlaştırılmıştır. Heyet, kararları hükümete tebliğ etmeye giderken ortalık aydınlanıyor, kader saati yaklaşıyordu.
...Güneş doğarken, İzmir limanının açıklarında zalim bir hayal gibi harp gemileri görünmeye başlandı. Şehir içinde savunma imkânı olmadığı açıkça anlaşılıyordu. Silahını alıp şehir dışına çıkanlar, yakın ilçelerde halkı ikaz etmek ve memleketi savunmaya hazırlamak için, harekete karar verdiler”
‘İlhakı Red Heyet-i Milliye’ komitesinin İzmir’deki çalışmaları, kentin Yunan işgalcilerinin eline geçmesi yüzünden çok kısa sürmüştür. Cemiyet, 16-17 saat sonra, çalışmalarına son vererek, merkezlerini İstanbul’a taşımak durumunda kalmıştır. Üyelerinin bir bölümü de Denizli’ye gitmiştir.
Bu durum Yıldırım Orduları Müfettişi Cemal Paşa’nın, Havza’da bulunan Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta şu cümleden yer almıştır:
“…İzmir Müdafaa-i Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyeti Denizli’de bulunmaktadır, Efendim.”
 
İzmir’in İşgali
 
Yunanlılarla işbirliği içinde olan İngiliz ve Fransız filoları komutanları, 14 Mayıs 1919 Çarşamba günü, İzmir’de Vali Konağı’na giderek  Vali İzzet Bey’e İzmir’in İşgal edileceğini bildirmişlerdir. İzmir Metropoliti Hrisostomos, saat 16.00’da, Venizelos’un ‘İzmir’in Yunanistan’a katıldığına’ dair mesajını okumuştur. İngiliz Amiral Calthorpe, saat 22.00’de İzmir valisine ikinci kez, 15 Mayıs 1919 sabahı, Yunan askerinin karaya çıkacağını bildirmiştir.
İngilizler; Uzunada’yı, Fransızlar; Foça’yı, İtalyanlar; Karaburun, Akşehir, Selçuk’u, Yunanlılar; Yenikale’yi 14 Mayıs 1919 günü işgal etmişlerdir. 15 Mayıs 1919 Perşembe günü sabahı, İngiliz, Fransız, ABD ve İtalyan gemilerinin koruyuculuğunda Yunan Ordusu’na mensup 12.000 asker, İzmir’i işgale başlamıştır. Yunan çıkarma birliklerinin içinde, her biri 200 kişiden oluşmak üzere İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan birlikleri de yer almıştır. Yerli Rumlar, Yunan askerlerini  bayraklarla karşılarken, İzmir Metropoliti Hrisostomos, etrafta koşarak, “Türkleri öldürün” diye bağırmaya başlamıştır.
15 Mayıs 1919 sabahı saat 08.00 sularında, Yunan İşgal Kuvvetleri Komutanı Albay Zafiriou, Yunan birlikleri İzmir’e çıktığı açıklayarak, Askerlerin dinî inanışlara, adap ve geleneklere saygılı davranacaklarına herkes emin olsun” konusundaki bildirisi okunmuştur. Fakat bu bildiriye uyulacağı yerde, İzmir Metropoliti Hrisostomos’un rıhtıma çıkan askerleri takdis etmeye başlaması halk üzerinde çok acı bir etki yapmıştır.   
İzmir içinde yürüyüşe geçen Yunan birliklerine yerli Rumların tezahürat yapması, İzmir’de ortamı aniden germiştir. ‘Hukuk-u Beşer’ gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Osman Nevres, sinirlerine hâkim olamayarak Yunan alayının önünde yürüyen ‘Sancaktar’ı vurmuş ve kendisi de hemen orada Yunan askerlerince şehit edilmiştir. Yol kenarına toplanmış bulunan ve olanı biteni kavramaya çalışan çoluk çocuk, yaşlı, genç yüzlerce Türk, işgal askerleri tarafından hunharca katledilmişlerdir.
Sarı Kışla’da komutanları tarafından karşı konulmaması emrini alan Türk askerleri de Yunanlılarca insafsızca şehit edilmiştir. Daha sonra Hükümet Konağı ve diğer resmi daireleri basılarak buralardaki memur subay ve erleri türlü eziyetlerle gemilere götürüp, orada günlerce aç bırakmışlardır. Bunlardan bir kısmı da dipçik vuruşları altında zorla ‘Yaşasın Venizelos’ diye bağırmağa zorlanmış, boyun eğmeyenler derhal şehit edilmişlerdir. Sarıkışla’da esir alınan Türk askerleri arasında yer alan, Kordon’daki özellikle yerli Rum ahalinin tüm zorlamalarına rağmen ‘Yaşasın Venizelos diye bağırmayı ret eden Albay Süleyman Fethi Bey, 22 süngü darbesi ile şehit edilmiştir.
 
Bütün bu olaylar uygar ulusların temsilcilerinin gözleri önünde ve onların izniyle yapılmıştır. Yunanlılar ilk gün, Konak’ta 400 Türk’ü şehit etmiş, çevre köy ve kazalardaki olaylarla birlikte iki gün içinde  5.000 kadar Türk hunharca katledilmiştir.
Amiral Calthorpe olayı haber alır almaz duruma el koymuş ama çok geç kalmıştır. Öte yandan olaylar, tüm engellemelere ve sansür yasağına rağmen tüm ülkede şimşek hızıyla kara haber duyulmuştur.
16 Mayıs 1919 tarihinde, İstanbul’da çalışmalarını sürdürmeye başlayan, ‘İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti’, İstanbul’daki İtilaf Devletleri ve ABD’nin temsilcilerine şu protesto telgrafını çekmiştir:
“…Avrupa, on milyon Müslüman ve Türk’ün idam ve imhasına karar vermişse, milletimiz buna uymayacak ve vatan uğrunda, kahramanca çarpışarak ölmeye hazır bulunacaktır. Tarihe, bütün bir milletin varlığını savunmak için nasıl öldüğünü gösterecektir.”
İzmir’in işgali, Türk halkında ‘işgale karşı koyma’ şuuru uyandırmış ve yurdun her yerinde protesto mitingleri yapılmaya başlanmıştır. Bu tepkilerin ardından, Türk halkı, ‘Kuvay-ı Milliye’ olarak adlandırılan bölgesel direniş örgütlerini kurarak, yörelerinde düşmanla mücadeleye başlamışlardır.
 
Anadolu’dan Yapılan İzmir İşgali Protestoları
 
İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberi Denizli’ye ulaştığı an, halk belediye önünde toplanmaya başlamıştır. Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey ve Mutasarrıf Faik Bey belediye binasının balkonundaki yerlerini almış ve Müftü Ahmet Hulusi Efendi toplanan kalabalığa:
“Saygıdeğer Denizliler! Hemşerilerim! Bugün sabahın erken saatlerinde İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu saldırıya karşı kayıtsız kalmak dine ve devlete ihanettir... Cihat tam anlamıyla bir dinî görev olarak karşımızdadır. Karşımıza çıkarılan Yunan’a biz yenilmedik. Yunanlıların bir Türk ilini ellerine geçirmelerinin ne anlama geldiğini, İzmir’de şu bir kaç saat içinde işlenen cinayetler gösteriyor. Silahımız olmayabilir, topsuz tüfeksiz, sapan taşlarıyla da düşmanın karşısına çıkacağız. Silah ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman mücadeleye engel teşkil etmez. Fetva veriyorum, elinizde hiçbir silahınız olmasa bile yerden alacağınız taşları düşman üzerine atmak suretiyle karşı koyunuz. Biz birçok ülkelere hükmetmiş Fatihlerin torunlarıyız” diyerek,
Yunanlıların İzmir’i işgalini şiddetle protesto etmiştir.
Aydın Milletvekili olacak Dr. Mazhar Bey’in anlattıklarına göre; yanında 57. Tümen komutanı Şefik Bey olduğu halde, Denizli’den Ahmet Hulusi imzasını taşıyan telgrafı aldıklarında; Şefik Bey telgrafı okuyarak; “Denizli Müftüsü, tutulacak en sağlam vatanseverce yolu bize göstermektedir. Ben asker olarak elimdeki bütün imkânlarla vatanımı korumak için namus ve şeref andı içtim. Fakat bunu, Denizli’deki hareketi örnek alarak yapmak akıl ve mantık gereğidir” demiştir.
 
Anadolu’dan İzmir İşgalini Kınayan Telgraflar
 
         Isparta Sancağı, İzmir’in işgali haber alır almaz, Yunan işgalini protesto etmeye başlamıştır. İzmir’in işgalini öğrenen Yalvaç Müftüsü Hüseyin Efendi,  Belediye Başkanı Abdullah Bey, idare meclisi üyeleri, âlimler ve eşrafın hazırladığı, 15 Mayıs 1919 günlü protesto telgrafında şunlara yer verilmiştir:
Biz namusumuzla yaşayacağız, namusumuzla öleceğiz. Türk milleti alçalarak yaşayamaz. Bu kadar kötülenen bir millet alçaklığa katlanarak yaşamak isteyen bir Türk ve Müslüman düşünülemez. Biz daha ölmedik. Büyük hakanımıza şanlı tarihimizin son kurbanı olacağız. Gayret borcumuz, ya İzmir ya ölümdür. Vatan için ölmeye hazırız.”
Öte yandan Isparta’nın Keçiborlu İlçesi de işgale hemen tepkisini göstermiştir. İşgalin ilk günü olan 15 Mayıs günü, Keçiborlu halkı adına Belediye Başkanı Ali Bey tarafından İstanbul hükümetine gönderilen telgrafta şunlar yazılmıştır:
         “Eğer İzmir’in işgalinde İtilâf devletlerinin oylarının katıldığı doğru ise bu millet bilmek ister. Yoksa Yunanlar pek çabuk kırılır. …Bu millet, bu memleket hiçbir zaman Yunan mezaliminde kalamaz, kalmayacaktır.”
16 Mayıs 1919 günü, İstanbul’dan İzmir’e bir başka sesleniş duyulmuştur. ‘Asri Kadınlar Cemiyeti’nin bildirilerinde şu tepkiye yer verilmiştir:
         “1919 yılı üstümüze korkunç bir kâbus gibi çökmüş, bizleri gönülden yaralamıştır. 15 Mayıs’ta güzel İzmir’imizin işgal edilmesi, içimizde bir saatli bomba gibi işleyen isyan duygularımızı artırmış ve hepimize delicesine arzular vermiştir.                
         …Bunun için, devamlı olarak ‘Protesto Mitingleri’ hazırlanacak, bir program içinde, yapılacak olan bu gösterilerde; yüreği yanan, sesi duyulan, dili söylenebilen herkes konuşacaktır. Bunları uygulamak için, tüm tehlikeleri göze almış bulunmaktayız.”
Osman ili, Bursa İnegöl, Muğla, Gemlik Belediye, Çatalca Cemaat-i İslami’ye, Nevşehir, Keskin, Beyşehir, Mudanya, Silifke’nin Meram nahiyesi, Kınık, Giresun’dan başkente ve İzmir’e telgraflar çekilmiştir.
Üsküdarlı kadınların, Belediye Başkanı, ‘Alaşehir ve Havalisi İslam Kadınları’, İstanbul’da Türk Kadınlar Cemiyeti Başkanlığı, ‘Bursa’nın İslâm Kadınları’, ‘Kasaba İslam Kadınları Cemiyeti’, Erzurumlu kadınlar....
Yapılan Mitinglerde İzmir Temalı Protestolar
İstanbul’da Yapılan Mitingler
 
İşgal kuvvetlerinin kontrolü altında bulunan İstanbul’da da birçok önemli protesto mitingleri düzenlenmiştir. 18 Mayıs 1919 Pazar günü, İstanbul Darülfünun’da yaklaşık dört bin öğrenci ve öğretim üyesi, bir araya gelmiş, Tıp Fakültesi Meclisi Başkanı Prof. Dr. Muhtar Bey, başlattığı toplantıda, Dr. Besim Ömer Paşa özetle şunları söylemiştir:
“Felaket o kadar derindir ki, mütehassıs olmayan ne bir Osmanlı, ne bir Müslüman vardır. Ve Darülfünun bu milletin ruhu, beynidir. Duygularımızın şiddeti, zamanında doğru teşhisler gerektirir.”
Halide Edip, mitingde yaptığı konuşmasında şunları söylemiştir:
“Müslümanlar, Türkler! Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece, karanlık bir gece. Fakat insanın hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Yarın bu korkunç geceyi yırtıp, parlak bir sabah yaratacağız.
Bugün elimizde top, tüfek denilen alet yok; fakat ondan büyük, ondan kuvvetli bir silahımız var; Hak var, Allah var. Tüfek ve top düşer. Hak ve Allah bakidir. Topunun yüzüne tükürecek kadar, evlatlar, analar, kalbimizde aşk ve iman, milliyet duygusu var.”
Üsküdar Doğancılar Meydanında 20 Mayıs 1919 günü yapılan Kadıköy Mitingi’ne yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. Anadolu yakasında bulunan bütün vatandaşların büyük bir coşku içerisinde katıldığı miting için bir de davetiye hazırlanmıştır.  Üniversite gençliği tarafından hazırlanan davetiyede şunlar yazılmıştır:
“Memleketimizden her gün bir parça düşman ayakları altında çiğnenirken biz Türk ve Müslümanlar bu aziz topraklarımızı kurtarmak çarelerini düşünüyoruz. Bunun için bütün İslam namını taşıyan kardeşler ve hemşirelerimizin bu gün saat üçte Üsküdar Parkı'na gelmelerini bekleriz.”
Naciye Hanım, yaptığı konuşmasında İstanbullulara şöyle seslenmiştir:
“...Muhterem Kardeşler!  Biz eğer vatanımızın kanlı yaralarına titizlikle ve hep beraber sarılır; onun tedavisine kırılmaz bir azim, dönmez bir sebatla koşarsak elbette bütün bu yüksekliklerin ötesinde titremeyen hak, adalet, yardımcımız olacaktır.
Düşününüz efendiler, siz bu savaşta yalnız değilsiniz. Arkanızda yanık bağırlarıyla, yaşlı gözleriyle koşan, yetişen kadınlar, analarınız, kardeşlerimiz, evlatlarınız var. Yaşasın millet ve bütün İslâm dünyası.”
Üsküdar Doğancılar Meydanında yapılan ‘Kadıköy Mitingi’nin alınan kararları şöyledir:
“Halkı Türklerle meskûn bütün yerlerin, milletin geleceği ve hayatı için bölünmez bir bütün olduğu hakkında dünkü mitingde ortaya konulan kanaate tamamen katılmak ve en büyük intikamın gasp olunan bir hakkın geri alınması hususunda harekete geçileceğini, ilân etmek. İşgal güçlerine protesto telgrafları, mektupları ve kartları göndermek. Bu neden ile 130.000 adet protesto kartı gönderilmiştir.”
21 Mayıs’ta 3.000 kadar öğretmen ve öğrenci üniversitede toplanarak işgali protesto etmiş, davalarında haklı olduklarını ispat edilinceye kadar çarpışacaklarını ve şanlı bir şekilde ölmeye hazır olduklarını beyan etmişlerdir.
Bu hadiselerden sonra İstanbul’da miting yapmak yasaklanır. Ancak, buna rağmen, 23 Mayıs 1919’da yapılan, İstanbul’da işgallere yönelik protesto mitinglerinden en büyüğü olan ‘Sultanahmet Mitingi’ yapılmış ve işgal kuvvetleri havadan takip etmişlerdir.
Yaklaşık 200.000 Türk bu mitingde İzmir’in işgalini protesto etmek için buluşmuşlardır. Mitingde sancakların üzerinde; “İki Milyon Türk, iki yüz bin Rum’a feda edilemez” ve “İzmir Kalbimizdedir” yazılmıştır. Bu mitingde “Bayrağımıza, dedelerimizin namusuna ihanet etmeyeceğiz denilmiştir.
“İzmir Türk Kalacak” rozetleri dağıtılan gösteride Şair Mehmet Emin, İstanbul basını adına Fahrettin Hayri Bey, Halide Edip Hanım, Selim Sırrı (Tarcan) ve Dr. Sabit Beyler birer konuşma yapmışlardır.
 
 
Anadolu’da Yapılan Protesto ve Mitingler
 ‘Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi’nin Edirne’de düzenlediği ‘Sultan Selim Mitingi’dir. Bursa’da, İnegöl’de, Babaeski’de ve Balıkesir’de büyük bir miting düzenlenmiştir.
 
Mustafa Kemal Samsun’da
 
İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali ile Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu'daki görevine başlamak için İstanbul’dan ayrılması aynı tarihe rastlamıştır. İzmir’i Yunanlılar tarafından işgale başladığı sırada, İstanbul hükümetine veda ziyareti yapan Mustafa Kemal Paşa, elim haberi orada öğrenmiştir. Şaşkın vaziyette olan hükümet üyelerine;
‘Ne yapmayı düşünüyorsunuz?’ Diye soran Mustafa Kemal Paşa, ‘protesto edeceğiz!’ Cevabını almıştır. “Bu lâzımdır, doğrudur. Ancak böyle bir protesto ile Yunanlıların İzmir’den geri çekilişlerine veya İngilizlerin onları geri çekeceklerine ihtimal veriyor musunuz?” Diye tekrar sormuş ve “daha kesin tedbirler düşünülmeli” diyerek hükümet üyelerini uyarmıştır. Ertesi gün, sorumluluk bölgesi olan Samsun’da asayişi sağlamak üzere İstanbul’dan ayrılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a gelir gelmez İstanbul’a göndermeye başladığı raporlarında; başlattığı yeni mücadelenin kararlılığını, milletine olan güvenci ve inancını açıkça görmekteyiz. 20 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgaline karşı duygularını şöyle ifade etmiştir:
“İzmir’in Yunan askeri tarafından işgali olayı, yakından temasta bulunduğum milleti ve orduyu düşünülemeyecek kadar ve anlatılamayacak kadar dertlendirmiştir. Ne millet ve ne ordu varlığına karşı yapılan bu haksız tecavüzü kabul etmeyecektir.”
28 Mayıs 1919 tarihinde, Mustafa Kemal Paşa, valilere, bağımsız mutasarrıflara ve tüm kolordulara çektiği telgrafta:
“İzmir’in ve ne yazık ki bunun arkasından Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, milletçe gösterilecek tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekmektedir. Yaşayışımızda ve milli bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün millete kan ağlatmaktadır. Acılar dindirilemiyor. Sindirilmesi ve katlanılması mümkün olmayan bu duruma derhal son verilmesinin bütün medeni milletlerle, büyük devletlerin adalet ve nüfusundan sabırsızlıkla beklendiğini göstermek amacıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesinden başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli gösterilerde bulunulmalıdır. Bunun bütün kasaba ve köylere kadar yaygınlaştırılması, bütün büyük devletlerin temsilcileriyle, Babıâli’ye etkileyici telgraflar çekilmesi, yabancıların bulunduğu yerlerde yabancılar da etki altına alınmalıdır. Düzenlenen milli gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılması zorunludur. Yüksek şahsiyetiniz bu konuda duyarlı ve etkili bulunmaları dolayısıyla işin iyi idare edileceğine ve başarıya ulaşacağına benim tam bir güvenim vardır. Sonuçtan haberdar buyrulmamı rica ederim.”
‘Anafartalar Kahramanı’ olarak halk arasında bilinen Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in işgaliyle birlikte halkta kendiliğinden uyanan millî ruhu ve coşkuyu hem arttırmaya çalışmış, hem de bu hareketi iyi yönlendirerek kurtuluşu gerçekleştirmek istemiştir. Anadolu’nun her yerinde protesto mitinglerini düzenlettirip, İstanbul ve İtilâf devletlerine protesto telgrafları çektirten Mustafa Kemal Paşa’nın vatansever tavrı, ‘sükûnet tavsiye’ eden ve ‘bağıralım, çağıralım ama elimizi kaldırmayalım’ diyen İstanbul Hükümeti’nden çok farklıydı.
Bu anlayış, Türk milletin Balkan faciasından beri beklediği bir anlayıştı. Ancak onurlu bu duruş, Samsun’dan; ‘Millet ve ordu bu haksız tecavüzü kabul etmeyecektir, diye haykıran ‘Anafartalar Kahramanı’ndan gelmiş ve oradan dalga dalga tüm Anadolu’ya yayılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa biliyordu ki, galip devletlerin kararlarını bekleyerek ve onlara güçlük çıkarmayıp her dediklerini yerine getirmekle bu ülke ve bu milletin kurtuluşu sağlanamazdı. Yapılacak iş, millete güvenmek ve milletin gücü ve mücadele azmi ile millî mukavemeti teşkilâtlandırmaktı.
21 Haziran 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bulunan Abdurrahman Şeref, Reşit Akif Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Halide Edip Hanım,  Kara Vasıf Bey, Ahmet Rıza Bey, Seyit Bey, Ferit (Tek) Bey, Ferit Paşa, Cami Bey’e Amasya’dan mektup göndererek, onları Millî Mücadele’ye davet etmiştir. Yazdığı mektubunda onlara;
Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük gayretleri hiçbir vakit gerçekleştirilemez.
Bunlar, ancak milletin bağrından fiilen doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur.
Zaten acı olan durumu tehlikeli şekle sokan en etkili sebep, İstanbul’da muhalif akımlar ve milli davayı yararlı bir şekilde yüzüstü bırakan siyasi ve gayri milli propagandalardır. Bunun cezasını vatanımız aleyhinde fazlasıyla görmekteyiz.
Artık İstanbul Anadolu’ya hâkim değil, tâbi olmak mecburiyetindedir!
Size düşen fedakârlık pek büyüktür! Millî gaye elde edilinceye kadar ben Anadolu’dan ve milletin bağrından ayrılmayacağım ve bu noktada nihayete kadar bir millet ferdi gibi çalışacağımı millete karşı tüm kutsal değerler adına söz verdim ve hiçbir kuvvet bu millî kararlığa engel olamayacaktır!” demiştir.
Kurtuluş Savaşı’nı başlatan bu azim, Amasya Genelgesi’nin aşağıda verilen 1. ve 3. maddelerindeki kararlıkta yatmaktadır:
“Vatanın bütünlüğü ve milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
 
Muzaffer Türk Ordusu İzmir’e Doğru
 
         “Kutsal İsyan” için önce mitinglerde haykıran, telgraflarıyla tüm dünyayı ayağa kaldıran ve esirliği tanımayan Anadolu halkının yaptığı mücadeleyi yukarıdaki paragraflarda izledik. Önce kongrelerden sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden güç alan, Anadolu’nun bağrından yetişen Anafartalar Kahramanı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cephe cephe savaşarak ordusuyla Afyon önüne kadar işgalcileri sürmüştü. 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da, top sesleri birbiri ardından patlamaya başlamış ve sırasıyla, Kalecik Sivri’si ve Tınaztepe ele geçirilmiştir. Altı ayda geçilemeyeceği söylenen o ünlü Yunan siperleri, Belentepe de aynı saatlerde ele geçilmiştir.
         Kocatepe’den savaş alanını gözeten Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusunun başarısını sevinçle takip etmiştir. Sabaha doğru harekete geçen süvari kolordusu, aşılmaz denilen dağları aşmış, Dumlupınar’ın doğusuna kadar ilerlemiştir.
Orgeneral Asım Gündüz, ‘Kurtuluş Savaşı’nın son günlerini şöyle anlatmıştır:
         “Yunan Genel Kurmay Başkanı Hacı Anesti, 1922 baharında tüm hazırlıklarını tamamlamıştı. Arkasındandan hiç eksik etmediği yabancı gazeteciler ve fotoğrafçılar, papazlar, sık sık davet ettiği kişilerle cepheyi geziyor, mağrur, küstah konuşmalar yapıyordu. Son çarpışmadan önce de, yine böyle bir kalabalıkla cepheyi gezmiş, mevzileri görerek İzmir’e dönmüştü.
         İzmir Metropoliti Hristomos, Yunan Başkomutanı için büyük bir karşılama töreni hazırlamış, dini ayinler düzenlemişti. Şölenin sonunda Reuter Ajansı muhabiri, Yunan Başkomutanına:
         ‘Cepheyi gezdiniz, Mustafa Kemal’i gördünüz mü?’ Soru herhalde önceden düzenlenmişti. Gururlu ve mağrur Yunan Başkomutanı hayret eder bir davranışla, soruya başka bir soruyla cevap vermiştir:
         ‘Ne? Mustafa Kemal mi? Kim bu adam? Ben böyle bir komutan tanımıyorum.’ Şimdi küstah, terbiyesiz, adi cevabın sonunu dinleyelim. Mustafa Kemal Paşa ancak palikarya ruhunun düzeyinde olan bu terbiyesizliği duyuyor, fakat vereceği cevabı gününe ve zamana bırakıyordu.”
 
Muzaffer Türk Ordusu İzmir’e Doğru
Amasya Genelgesinden sonra, Erzurum ve Sivas kongreleri gerçekleşir, Ankara’da Meclis açılır, Meclis ordusu ardından düzenli orduya geçilir, hedef; İzmir’in kurtulması idi, İzmir, Türk ordusu ve Gazi Mustafa Kemal için bir “Kızıl Elma” olmuştu.
Zafer için, 30 Ağustos günü saat 14.00’de, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Türk Ordusu’na hücum emrini vermiştir. Gazi, Zafertepe’den bizzat yönettiği meydan savaşından sonra, savaş sahasını gezerken, binlerce düşman cesedini birbiri üzerine yığılmış olarak görmüş ve bu korkunç manzara karşısında şunları söylemiştir:
         “Bu manzara insanlığı utandırabilir! Fakat haklı vatan savunmamız için buna mecbur olduk. Türkler başka milletlerin vatanında böyle bir harekete kalkışmazlar.”
         Savaş artıkları arasında yırtılmış ve terk edilmiş bir de Yunan bayrağını gören Başkomutan, eliyle bayrağın yerden kaldırılmasını işaret ederek, şöyle konuşmuştur:
         “Bayrak bir milletin bağımsızlık işaretidir. Düşman da olsa hürmet etmek gerekir. Kaldırıp topun üzerine koyunuz.”
Türk ordusu, geçtiği her yerde, yakılan ve içinde insanlar ile yakılan köyleri, tecavüze uğrayan kadınları, doğmamış bebeklere yapılanları gördükçe, bunlar mı bize medeniyet getirecekler” demişler ve durmadan hedefleri olan İzmir’e doğru adeta koşmuşlardı. Mareşal Mustafa Kemal, yapılan Türk mezalime karşı, düşmanına karşı neden barış düşünüyor, hiç mi intikam düşünmüyor? Hayır, hayır, onun savaşırken de barış düşündüğünün hepimiz biliyoruz. İşte onun barış isteminin kanıtını, Temsilciler Heyeti Başkanı Rauf Bey’e Alaşehir’den çektiği şu telgrafta göreceğiz.
“İzmir’de hiçbir sebep ve nedenle yabancı müdahalesine izin verilmeyeceği ve azınlıkların hukukunu Türk Ordusunun en iyi koruyacağını dostlarımızdan… Yunan ordusunun yaptığı gibi İzmir’de ve diğer yerlerde yangın çıkartmaktan ve adam öldürmekten kaçınmalarını… Bu hususları gerektiği tebliğ edilmesi uygundur.”
 
02 Eylül 1922 – İzmir’e Doğru…
 
Yunan hükümeti, İzmir’de güzel günler geçiren Başkumandan Hacı Anesti geri çağrılmış, yerine Trikupis’i cephe kumandanlığına tayin etmiştir.                                                                
02 Eylül 1922 günü, Yunan Başkomutanı Trikupis, Çalköy’de Türk ordusuna yenilmiş ve teslim olmuştur. O gün yaşananları Trikopis’ten dinleyelim:
         “Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlamıştık. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Durumun kötüye gittiğini gören yaverim, bir ara yanıma gelerek:
         ‘Generalim kılıcını imha edelim’ dedi. Derhal kılıcımı verdim. Önümde parçaladı. Bu sırada atım da vurulmuştu. Başka bir atla çemberi yarıp kaçmaya çalıştım. Olmadı yakalandım. Atımdaki süvari kılıcını da aldılar. Ve beni ilk defa Garp cephesi komutanı İsmet Paşa’nın yanına götürdüler. Daha sonra Mustafa Kemal’in huzuruna çıkardılar.”
            Gazi’nin arkadaşları, General Trikopis’in başkumandanlık çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlatmışlardır:
            “Trikopis: ‘Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim. Fakat asıl görevimi ne yazık ki yapamadım’ diye, intihar edemediğini anlatmak isterken Gazi:
            ‘O size ait bir düşüncedir’ diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:
            ‘Şurada bir tümeniniz vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?’ Gibi bazı eleştiriler yapmış, Trikopis:
Ben, hareket etmek için emir verdim.
Fakat yanındaki kolordu komutanını göstererek; ‘Bu yapmadı! Demiştir. Bu görüşmeler olurken, esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan subaylarımızdan birine:
Bizim ile konuşan bu general kimdir?Diye sormuş. Subay:
            ‘Başkumandan Mustafa Kemal’ deyince, adam hayrete düşmüş:
            ‘Şimdi anladım, biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan da İzmir’de vapurda oturuyordu’ diyerek derdini dökmüştür.”
         Gazi’nin karargâhına getirilen Trikopis, ona şu soruları sormuştur:
         “‘Siz bu savaşı nereden idare ediyorsunuz?’ Esir komutan Gazi’nin Karargâhını Afyon’un açıklarında sanmaktadır. Gazi:
         ‘Süngülerin parladığı yerdeydim, askerlerimin hemen yanındaydım.’ Esir Generallerin sırtları bize dönüktü. Fakat biz onları görebiliyor ve dinleyebiliyorduk. Trikopis ve diğer Yunan generalleri Gazi’nin verdiği cevap üzerine ayağa kalkıp takdirlerini belirtirken:
         ‘İşte savaş böyle kazanılır, 500 km. uzaktan değil, harita üzerinden pergelle ölçülerek hiç değil.’ Esir Yunan Başkomutanı ve Generalleri 30 Ağustos zaferimizi tarihe Gazi’nin huzurunda böyle mal ediyorlardı.
         Gene esir Yunan Generali Diyenis başını öne eğerek tasdik ediyordu komutanını. Trikopis bu arada:
         ‘Büyükada’da oturan eşime bir sağlık mesajımı iletir misiniz?’
         ‘Emredersiniz.’ Gazi daha büyüyordu gözünde:
            Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Temsilciler Heyeti Başkanı Rauf Bey’e çektiği telgrafta şunları bildirmiştir:
            “General Trikopis, dün, Uşak civarında kıtalarımıza teslim oldu. Bu esirler arasında çeşitli rütbede birçok subay vardır. Şimdiye kadar benim gördüğüm miktar 300’ü aşkındır. Generallerle görüştüm. Kendilerini teselli ve misafir ettim. Ailelerine sağlık haberlerini bildirmelerine izin verdim.”
Muzaffer Komutanın İzmir’e girerken tuttuğu not aşağıdadır:
15 Mayıs 1919, İzmir’in işgali… Ben aynı günde İstanbul’u terk ettim. O kara günde Karadeniz’deydim. 3 sene ve 4 ay sonra da bugün Akdeniz’deyim.”
10 Eylül 1922 günü, Gazi, arabasıyla İzmir’e doğru ilerlerken; Bir rüya görmüş gibiyim” diye mırıldanmış ve İzmirliler tarafından büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılanmıştır. Hükümet Konağı ile Konak Vapur İskelesi arasında büyük bir kalabalık oluşmuş, meydan hıncahınç dolmuştu. Alkışlar ve “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” sesleri göklere yükseliyordu. Gazi, bir ara Hükümet Konağı’nın balkonundan kendisini çılgınca sevgi gösterisinde bulunan İzmirlileri selamlarken, onlara şöyle seslenmiştir;
Başarı benim değil, sizin milletindir.”
O gün İzmir Valiliğinin önünde atının kuyruğuna bağladığı Yunan bayrağını yerlerde sürükleyen Süvari Üsteğmen Çolak İbrahim’i gören Gazi, emir çavuşu Ali Metin’le, ona şu haberi yollamıştır:
         “Bayrağı yerde sürümesinler. Bu bizim adaletimize yakışmaz.” Bunun üzerine Yunan bayrağı atın kuyruğundan çözülmüştür. Bu olay, Gazi’nin, on gün içinde ikinci Yunan bayrağına saygısıdır.     
 
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Karşıyaka’da…
 
O gece, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Karşıyaka’daki İplikçizade Köşkü’nde kalması planlanmış ve ona göre hazırlıklar yapılmıştır. Bu yapılan seçimde Yunan Kralı Konstantin’in 12 Haziran 1921 tarihinde bu köşkte kalmış olmasından kaynaklanan duygusal bir eğilim de rol oynamıştır. Ruşen Eşref Bey, İplikçizade Köşkü’ne gelirken yolda yaşananları ve köşkün önünde gördüklerini şöyle anlatmıştır:
“İki yanının sarmış bir coşkun halk arasından geçtin. Evin merdiven taraçasına çıktın. Seni yerlere eğilerek; Seni el çırparak; Seni dualar ederek karşılayan kadın, erkek kalabalığın önünde durdun.
         Seni içeri davet ediyorlardı. Sen duruyordun. Yerde yatan örtüyü sordun. O, ipekten kocaman bir düşman bayrağıydı ki üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi böyle serilmişti.
         Kadın-erkek oradaki İzmirliler:
         ‘Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü yerine getiriniz! Yabancı kral, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak geçmişti. Siz, lütfedin. Bu karşılıklı o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir’ diye yalvarıyorlardı.
         Sen, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğun noktada kaldın. Sana ağlaşarak yalvaran kadınlara, erkeklere tatlılıkla baktın:
         ‘O, geçmişse hata etmiş. Bir milletin bağımsızlığının sembolü olan bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem’ dedin. Onu yerden kaldırttın ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girdin.
         İşte, sen İzmir’e ilk gün zaferinle böyle girdin.”
Bu saygı, bir saat içinde, düşman bayrağına yapılan ikinci saygıdır.
Tarih 27 Ekim 1930, her iki ülke arasında Anadolu’da meydana gelen ölüm-kalım savaşı biteli henüz sekiz yıl olmuştu. Yunan Başbakanı Venizelos, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Türkiye’ye gelmiştir. Gazi, eski düşmanı, konuk Yunan Başbakanı Venizelos’a şöyle hitap eder:
         “Geçmişimizde kalan kötü olaylar bir daha tekrarlanmayacaktır.”
         30 Ekim 1930 günü, Ankara’da taraflarca “Türkiye-Yunanistan Ticaret Antlaşması” imzalanır. 1931 yılında, Yunanistan’a ziyarete giden Başbakan İsmet Paşa, Yunanlılarca stadyumlarda karşılanmıştır.                                
12 Ocak 1934 günü, Yunanistan Eski Başbakanı Eleftherios Venizelos, kendisini askeri ve diplomatik alanda yenilgi üstüne yenilgiye uğratan Türkiye Cumhurbaşkanı Atatürk’ü ‘Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir.
 
Yunan Başbakanı Venizelos’un Nobel Ödül Merkezi’ne yazdığı adaylık teklifine bir göz atalım:
 
 
“Nobel Barış Ödülü Komitesi’nin Sayın Başkanı  -   Oslo-Norveç                                                                                                  
      
         …Mustafa Kemal Paşa’nın ulusal hareketinin düşmanlara karşı 1922 yılındaki zaferinden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, gelecekteki barış için yeni ve korkulu tehlikeler ortaya çıkaracak, bu hoşgörüden yoksun ve yerleşmemiş bu duruma kesin biçimde son vermiştir.
         …Hak ve din kavramlarının karıştırıldığı teokratik bir rejim altında çökmekte olan bir imparatorluğun yerini ulusal, çağdaş, canlılık ve hayat dolu bir devlet almıştır. Büyük reformcu Mustafa Kemal Paşa’nın itici gücüyle, sultanların mutlakıyet rejimi kaldırılmış ve devlet açıkça laik olmuştur.
         …Düşmanlık içinde geçen uzun yüzyıllar boyunca Türkiye ile kanlı savaşları sürdürmüş biz Yunanlılar, eski Osmanlı İmparatorluğunun yerini alan bu ülkedeki köklü değişikliğin etkilerini ilk olarak duyabilme fırsatını elde ettik. Küçük Asya felaketinin hemen ertesinde, savaştan bir ulusal devlet olarak çıkmış ve yeniden sağlığına kavuşmuş Türkiye ile anlaşma olanağını görerek, ona elimizi uzattık ve o da bunu içtenlikle kabul etti ve sıktı. Barış isteğini besledikleri takdirde, en tehlikeli anlaşmazlıkların ayırdığı halklar arasında anlaşma olanağı için bir örnek oluşturacak bu yakınlaşmadan, iki ülke için olduğu kadar, Yakındoğu’da barış düzeninin korunması için de yalnızca olumlu sonuçlar ortaya çıkmıştır. İşte; barış sorununa bu değerli katkıyı sağlayan kişi, Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’dır.
         Yakın Doğu’da barış yolunda yeni bir çağ açan Yunan-Türk anlaşmasının imzalandığı dönemde, 1930 yılındaki Yunan Hükümetinin başkanı sıfatıyla, şimdi Nobel Barış Ödülü Komitesinin seçkin üyeleri önünde, Mustafa Kemal Paşa’nın adaylığını, bu onur ödülüne layık olarak önermekten şeref duymaktayım.
         En derin saygılarımın kabulünü rica ederim, Sayın Başkan.”   12 Ocak 1934                                                                                                                    
12 yıl önce, Anadolu’yu kanlı işgale uğratan, Yunan Başbakanı Venizelos, “Düşmanlık içinde geçen uzun yüzyıllar boyunca Türkiye ile kanlı savaşları sürdürmüş biz Yunanlılar” diyebiliyorsa, bunda Atatürk’ün savaş değil, hep barışı düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Bu barış vurgusu; Venizelos’un yukarıdaki “Nobel Barış Ödülü Teklifi”nde şöyle yansımaktadır; “İşte; barış sorununa bu değerli katkıyı sağlayan kişi, Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’dır.”
“Günümüzde bu dostluk niye devam etmiyor?” Sorusunu kendimize sormamız gerekmektedir. Yunanlı öğrencilere, hala; “Anadolu bizimdir” diye öğretiliyorsa, “Küçük Asya Felaketini hatırlatmak gerekir. Türk öğrencilerinin de 100 yıl önce yaşanan felaketin unutularak, Atatürk’ün istediği iki ülke arasında barışa dönmesinin sağlanması gerekir. İzmir Atatürk Müzesi’nde, Türkçe/İngilizce yazılı olan Eleftherios Venizelos’un, Atatürk’ü ‘Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriş yazısını, hepimiz okuyup, öğrenmeliyiz. Yunanlılar, 1934 yılında yaşanan bu dostluğu hiç bilmiyor, inancındayım. Savaşan iki liderin kurduğu barışı, tekrar tesis etmemiz gerekiyor.
Kötü olayların tekrarlanmaması dileğimle, iki ülkeye barış dolu günler diliyorum. (KAYNAK; Ahmet Gürel’in Gazi’nin İzmir Anıları, KNK Yanınları 2013)
15 Mayıs 2019
 
Ahmet Gürel
Atatürk Araştırmacısı
 


Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ Haberleri

Başlık Tarih
 
ADD Genel Başkanlığına Hüseyin Emre Alştınışık Seçildi27 Şubat 2019
ADD özel Gazi Ayşe Altıntaş Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu04 Eylül 2018
ADD 15. Olağan Genel Kurulu Sonuçlandı. 30 Temmuz 2018
ADD 15. Olağan Genel Kurulu Başladı28 Temmuz 2018
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi 15. Genel Kurulu18 Temmuz 2018
2023 Türkiye’si Sempozyumu 26-27-28 Nisan 201801 Mart 2018
Kukla Devlet İçin Halk Oylamasına Hayır! ADD Gaziemir18 Eylül 2017
Özel Gazi Ayşe Altıntaş Yükseköğrenim Kız Yurdu04 Ağustos 2017
Gaziemir ve Gaziemirliye Hizmet Etmek İçin Birleştik13 Ocak 2017
23 ARALIK 2016 KUBİLAY’I ANMA PROGRAMI15 Aralık 2016
HALK BAŞKANLIK SİSTEMİNE “HAYIR” DİYEREK ANITKABİR’E YÜRÜDÜ06 Aralık 2016
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DÜNYA PLATFORMU15 Kasım 2016
ADD Gazi Ayşe Altıntaş Yükseköğrenim Kız Yurdu 31 Temmuz 2016
ADD 14. Genel Kurulu'nda Genel Başkanlığına Kadın Adaylar20 Haziran 2016
Atatürkçü Düşünce Derneği 14. Olağan Genel Kurulu Başladı18 Haziran 2016
ADD 14. Olağan Genel Kurulumuz 18-19 Haziran 201602 Haziran 2016
23 Nisan’ı Kutlamaktan Korkanlara Bir Sözümüz Var18 Nisan 2016
Anayasa Tuzağına Düşmeyeceğiz13 Nisan 2016
ADD İzmir Şubeleri ÇİĞLİ Eşgüdüm Toplantısı 5 Mart 201604 Mart 2016
Basın açıklaması 3 Mart 2016 Perşembe Saat: 13.0024 Şubat 2016
ADD Buca Şubesi 11. Olağan Gene Kurulu14 Şubat 2016
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 06.12.2015 Bornova04 Aralık 2015
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 18 Ekim 2015 Yer: Buca15 Ekim 2015
ADD İzmir Şubeleri, 30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlamalarında01 Eylül 2015
ADD Urla Şubesi Teröre Karşı Basın Açıklaması27 Ağustos 2015
Cumhuriyete sahip çıkalım22 Ağustos 2015
ADD Gazi Ayşe Altıntaş Yükseköğrenim Kız Yurdu 22 Temmuz 2015
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 12 Nisn 201509 Nisan 2015
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 1 Mart 2015 26 Şubat 2015
İç Güvenlik Yasa Tasarısı Basın Açıklaması18 Şubat 2015
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı Gaziemir'de Yapıldı12 Ocak 2015
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 07 Ocak 2015
16 Yaşındaki Mehmet Emin, Türkiye'nin Çağdaş Geleceğidir!25 Aralık 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği Küçük Genel Kurulu09 Aralık 2014
ADD İzmir Şub. Eşgüdüm Toplantısı Sonuç Bildirgesi08 Aralık 2014
ADD İzmir Şub. Eşgüdüm Toplantısı 07.12.2014 Menemen'de04 Aralık 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm toplantısı 8.11.2014 Karşıyaka'da07 Kasım 2014
ADD Aydın şubeleri eşgüdüm toplantısı20 Ekim 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm toplantısı Sonuç Bildirgesi13 Ekim 2014
ADD İzmir Şub. Eşgüdüm Top. 11 Ekim saat:12 Balçova08 Ekim 2014
Kurban Bayramınız Kutlu Olsun03 Ekim 2014
ADD Önceki Genel Başkanı Suphi Gürsoytrak’ı saygıyla anıyoruz30 Eylül 2014
Uşakizade Köşkü Müd. Ahmet Gürel’in Ekim, Kasım etkinlikleri24 Eylül 2014
ADD Hasan Tahsin Düşünce Okulu 20-21 Eylül 201416 Eylül 2014
GENÇ DÜŞÜN : KÖYCEĞİZ 13 Eylül 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 29 Ağustos 201427 Ağustos 2014
Genel Başkanımızdan Seçim Değerlendirmesi12 Ağustos 2014
ADD İl Merkezli Eşgüdüm Şube / Kurul Oluşturulması04 Ağustos 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 2 Ağustos 201425 Temmuz 2014
ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan'ın Lozan Açıklaması23 Temmuz 2014
ADD Genel Yönetim Kurulu Görev Dağılımı03 Temmuz 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 5 Temmuz 2014 26 Haziran 2014
ADD Davutlar Şubesi Geleneksel Bahar Kahvaltısı18 Haziran 2014
Atatürkçü Düşünce Derneği 13. Olağan genel kurulu sonuçlandı09 Haziran 2014
addkarsiyaka.com Web sitesi Kuruldu. add.org.tr Yenilendi26 Mayıs 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı Yapıldı26 Mayıs 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 25 Mayıs 2014 21 Mayıs 2014
19 Mayıs 2014 Atatürkçü Düşünce Derneği Basın Açıklaması19 Mayıs 2014
ADD Genel Merkezi 13. Olağan Genel Kurul İlanı16 Mayıs 2014
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantıları11 Nisan 2014
3 Mart 1924 Halifelik Kaldırıldı26 Şubat 2014
ADD Menemen Yönetim Kurulu üyesi Veli Yandı’yı kaybettik11 Şubat 2014
BU BİR SUÇ DUYURUSUDUR!11 Ocak 2014
ADD İZMİR ŞUBELERİ EŞGÜDÜM TOP. 05 OCAK 2014 31 Aralık 2013
BASINA ve KAMUOYUNA26 Aralık 2013
Kubilay Olmaya Geldik24 Aralık 2013
ADD Küçük Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi 7-8 Aralık 201309 Aralık 2013
Seçmek ve Seçilmek06 Aralık 2013
Uğur Başkanımızı Kaybettik04 Aralık 2013
DİKKAT !04 Aralık 2013
Atatürkçü Düşünce Derneği Küçük Genel Kurulu21 Kasım 2013
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 17 Kasım 2013 Pazar günü saat 11.00 11 Kasım 2013
ADD BEŞİKTAŞ ŞUBESİ SİYASET OKULU- 411 Kasım 2013
10 KASIM’DA ATA’MIZIN YANINDAYIZ03 Kasım 2013
Atatürkçü Düşünce Akademisi Başlıyor 12 Ekim 2013
ATATÜRK VE BİLGELİK AYDEMİR CEYLAN'IN YAZISI01 Ekim 2013
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı 29 Eylül 2013 Pazar günü saat 11.00 de Bergama'da20 Eylül 2013
ADD İZMİR ŞUBELERİ TOPLANTISI NARLIDERE ŞUBEMİZDE 08.08.2013 PAZAR GÜNÜ SAAT: 11.00 14 Ağustos 2013
SİLİVRİ KARARLARI İÇİN BASIN AÇIKLAMASI06 Ağustos 2013
BARIŞ(!) SÜRECİ DÖRTNALA…26 Haziran 2013
ADD İZMİR ŞÜBELERİ TOPLANTISI 16 HAZİRAN 2013 GÜZELBAHÇE'DE11 Haziran 2013
Rize Şubemize Yapılan Saldırıyı Kınıyoruz 06 Haziran 2013
Genel Başkanımız Trabzon'dan Destek Verdi: Geldikleri Gibi Giderler 04 Haziran 2013
ATATÜRK RESİMLİ HEDİYELİK ÜRÜNLER 24 Mayıs 2013
ADD Aydın Şubesi: Yörük Ali Efe Ödülü'nü Aldı 14 Mayıs 2013
ADD Antalya Şubesi Türk Halk Müziği Koromuzun Konseri 18 Mayıs 201312 Mayıs 2013
ADD BALIKESİR İL EŞGÜDÜM TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ 08.Mayıs 2013 Akçay / Edremit10 Mayıs 2013
ADD Genel Merkezi LOZAN Antlaşması’nın kazanımlarının değerlendirileceği ödüllü bir makale yarışması düzenlenmiştir09 Mayıs 2013
ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm toplantısı 11 Mayıs 2013 07 Mayıs 2013
GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN TANSEL ÇÖLAŞAN’IN 19 MAYIS’A İLİŞKİN ÖRGÜTE AÇIKLAMASIDIR07 Mayıs 2013
19 MAYIS'TA SAMSUNDAYIZ03 Mayıs 2013
ADD İzmir Şubeleri 1 Mayıs İşçi Bayramını coşkuyla kutladı.01 Mayıs 2013
ADD Genel başkanı Tansel Çölaşan İzmir Kitap Fuarında30 Nisan 2013
ADD Genel başkanı Tansel Çölaşan 28 Nisan'da İzmirde26 Nisan 2013
ADD Genel Başkanı Tansel çölaşan 28 Nisan’da İzmir Kitap Fuarında20 Nisan 2013
Konferansa Davet ADD Güzelbahçe şubesi 15 Nisan 2013 Saat: 17.00 Belediye Düğün Salonu13 Nisan 2013
Köy Enstitüleri 73. Kuruluş Yılı Etkinlikleri ADD Urla Şubesi Tarih: 14.04.2013 Zeytinler Köyü Saat: 10.3013 Nisan 2013
Kuruluşunun 73'ncü Yıldönümünde Köy Enstitüleri Anma Proğramı Gaziemir11 Nisan 2013
Duruşma Salonu'ndan Notlar 08.04.201310 Nisan 2013
ERGENEKON ÇÖKMÜŞTÜR.09 Nisan 2013
ADD Sakarya Şubesi: Utku Erişik'i Konuk Etti06 Nisan 2013
ADD ARHAVİ ŞUBESİ’NİN 23 NİSAN RESİM VE ŞİİR YARIŞMASI05 Nisan 2013
Atatürk'te Birleştik! 05 Nisan 2013
ADD Balçova Şubesi Basın Açıklaması02 Nisan 2013
8 Nisan’da Silivri’deyiz02 Nisan 2013
ADD İZMİR ŞUBELERİ BÖLGE TOPLANTISI 31 MART 2013 PAZAR GÜNÜ SAAT 11.00 DE 28 Mart 2013
8 Nisan 2013 tarihinde Silivri’deyiz27 Mart 2013
ADD Denizli Şubesi: Miniklerimiz 23 Nisan Turnuvasına Hazırlanıyor26 Mart 2013
Birleşe Birleşe Kazanacağız25 Mart 2013
ADD Gaziemir Konseri24 Mart 2013
ÜNLÜ PİYANİST FAZIL SAY URLA’DA KONSER VERDİ24 Mart 2013
VATAN CUMHURİYET VE EMEK DİYENLER BU OYUNU BOZACAKTIR!24 Mart 2013
8 Nisan’da Silivri’deyiz24 Mart 2013

GENEL BAŞKAN

Hüseyin Emre ALTINIŞIK
Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Başkanı

Atatürk Resimli Hediyelikler
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Ana Sayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH