ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Ahmet Gürel - ahmetgurel50@gmail.com
Atatürk ve At Sevgisi Gazi Koşusu
27 Mayıs 2014 - 1514 okunma


Yıl 1918, Osmanlı Devleti’nin sonu gelmek üzere olan o karanlık günlerde Mustafa Kemal Paşa, Halep’te bulunuyor ve İstanbul’a gidecek parası bile yok. Tek varlığı zamanla edindiği, yetiştirdiği atlar ve kısraklardı. Tek çare bunları satmaktı. O denli sevdiği bu atlardan ayrılmak da güç geliyor ona. Ama satacak, para edecek başka hiçbir şeye sahip değildi.
Ömür boyu yaverliğini yaptığı Salih Bozok’a:
“Salih, bu atlardan birkaçını satıp da İstanbul’a gidebilirim”dedi. Salih Bey atları satma görevini üstleniyor, fakat tek bir alıcı bulamayacaktı. Subayların hiçbirinin durumu Mustafa Kemal Paşa’dan iyi değildi.   
Halep’in hali vakti yerinde olan zenginlerin çoğu at meraklısıydı ama atları alsalar, seferberlik var, ülke savaşta ve ordu tüm hayvanlara el koyuyordu. Mustafa Kemal Paşa, tam bir çıkmaz ve çaresizlik içindeydi.
İşte tam da bu günlerde, 4. Ordu Komutanı Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile Halep’te buluşmuştur. Cemal Paşa’nın Mustafa Kemal’e eskiden beri sevgisi ve bağlılığı vardı. Birçok konuda da görüş birliği içindelerdi. Bir ara söz dönüp dolaşıp Mustafa Kemal Paşa’nın sıkıntı içinde olduğuna gelmiştir:
“Cemal Paşa, benim bazı cins at ve kısraklarım var. Bunları satmak ihtiyacındayım; isteklisi çıkmadı. Siz buranın eski komutanısınız, bana bir yol gösterir misiniz?”Dedi.
Cemal Paşa; “At ve kısraklarınızı önce veterinere muayene ettireyim. Diyarbakır'da iken, Alman ve Avusturyalılar, bu atlarla kısrakların önemli bir servet olduğunu söylediler, kıymetlerinden şüphe etmiyorum, ama öyle yapınız...”
Ve Cemal Paşa, tüm at ve kısrakları iki bin altına alıyor.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a gidebilmesi, “Kurtuluş Savaşı”na başlayabilmesi çok sevdiği, yıllardır edindiği, yetiştirdiği at ve kısraklarının sayesinde olmuştur.
Dahası, Cemal Paşa bu hayvanları sonradan beş bin altına satacak ve atların ve kısrakların değeri iki bin değil, beş bin altınmış diyerek aradaki üç bin altını Mustafa Kemal Paşa’ya gönderecektir. Ve yıllar sonra diyecektir ki:
“Bu para, yeni girişimlerimde bana destek olmuştur. Bunu belirtmeyi görev sayarım.”
Mustafa Kemal Paşa, atlarından, kısraklarından ayrılması kuşkusuz onu çok üzmüştü. Çünkü atları o kadar çok seviyordu ki... Bir tutku idi at sevgisi onda. Onları okşarken elleri sevgi ile titrer gözleri parlardı. Onlarla konuşurdu da. Ve bu sevgi karşılıklıydı. Seyislerine huysuzluk yapan atlar onu karşılarında görünce hemen terslenmeyi keserlerdi. Nerdeyse çocukları sevdiğince severdi atlarını...
Ankara’da çiftliğindeki taylarından biri ruam hastalığına yakalanıp da öldürülmesi gerektiğinde, ellerine lastik eldivenler geçirerek tayı birkaç kez okşamadan öldürmelerine izin veremeyecek, hayvanı okşarken de gözyaşlarını tutamayacak ve ağzından şu sözler  dökülecektir:
“Çocuğum olmadığında hikmet ve isabet varmış. Eğer bir evlat kaybetmek felaketine uğrasaydım kalbim bu elem ve kedere dayanamazdı.”
Atları onun arkadaşları gibiydi de.
“Bir arkadaş daha bizi terk ediyor bugün Sabiha...” Dediğinde acı içindeydi. Sabiha Gökçen birden irkilecek, o günlerde Gazi Paşa’nın yakınları arasında ölümcül bir hastalığa yakalanmış kim var diye belleğini zorlamıştır. Sabiha Hanım, çıkaramayınca da Gazi böylesine üzgün olduğuna göre ölümüne yandığı bu arkadaşının bilmediği ama mutlaka çok sevdiği biri olduğunu düşünürken içeriye Gazi’nin tabancasını elinde tutarak giren bir dosta onun:
“Durumu nasıl? Hiç umut yok mu?”Diye sorması karşısında şaşkınlığı daha artacaktı...
“Maalesef Paşam! Yok. Herkes elinden geleni yaptı. Böyle daha fazla acı çekmesine müsaade etmeseniz iyi olur... Bir şey daha söylemek isterim. Gözleri sanki sizi arar gibi...”
“Arar, arar ya... Atlar insanlardan daha hassas, daha vefakâr ve daha çıkar düşüncesinden uzaktırlar. Bunca yıl bana hizmet etti, bana yoldaşlık etti. O benim kokuma, ben onun kokusuna alıştık. Birbirimizin huyunu da iyi öğrendik. Yazık oldu hayvanıma...”
Evet, o çok sevdiği atlarından biri hastalanmıştı, umar da yoktu, vurulması gerekiyordu acısını dindirmek için. Ona karşı bu son görevi de sahibi yapmalıydı. Silahını aldı, ahıra doğru yürüdü. Gazi eğildi, mendili ile köpüklerini sildi, yelesini okşadı atının.
“Oğlum, oğlum! Şimdi bütün acıların dinecek!”Öptü onu birkaç kez.
“Sen mi beni arayacaksın, yoksa ben mi seni?”
Doğruldu, silahını hayvanın tam altına doğrulttu. Parmağı tetikte. Ama öyle kalakaldı. Bir yontu gibiydi. Ve birden gözlerinden yaşlar boşandı.
“Alın! Alın! Götürün hayvanı buradan! Çok uzaklara götürün. Acı çektirmeden ölmesini temin edin. Gerekirse iğne yaptırın. Uyutun, öyle vurun! Ben düşmanlarımı bile böyle vuramamışımdır! Bana bunu yaptırmayın...”
Gazi, uzunca bir süre ata binemeyecekti. Ve bir gün Çankaya’da sofrasında Gazi yaverlerine buyuruyor:
“İki gün önce bizim atlardan biri doğurdu. Alıp onları buraya getiriniz.”Konuklar, herkes şaşkın. Yaver, duraksıyor. Gazi’nin “Sevelim, görelim, okşayalım” sözleri şaşkınlığa, duraksamaya bir son veriyor. Çok geçmeden tay ve annesi Yıldız, bakıcıları Kerim’in yedeğinde şeref salonundaydı. Salonda ayakları kaymasın diye geçecekleri ve duracakları yerlere halılar, kilimler serilmiş. Gazi, onları ayrı ayrı sevmiş ve eliyle kesme şeker yedirmiştir.
Gazi, eşi Latife Hanım’a çok sevdiği atı “Sakarya”yı nişan hediyesi olarak, annesi Zübeyde Hanım ile İzmir’e göndermiştir ve bu at, boşanmadan sonra haraya getirilmiştir.
 
Atatürk ve Gazi Koşusu
 
TJK Genel Sekreteri ve Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği İkinci Başkanı Bahadır Gödek, Modern Türkiye’nin modern atçılığa geçişinin Büyük Atatürk’ün emir ve direktifleri ile gerçekleştiğini vurgulayarak, “Atatürk’ün kendi atları vardı ve çevresindeki insanların da yarışlarda koşacak atlar almasını sağladı. Derneğimizin bir numaralı üyesi İsmet İnönü’dür. Mareşal Fevzi Çakmakve Celal Bayarda üyelerimiz arasındadır. Atatürk atçılığımızın geleceğini teminat altına almak için çok ciddi bir çevreye direktifler vererek onların Türk atçılığına sahip çıkmalarını sağlamıştır. Atatürk Ankara’yı başkent yaptığı zaman yaptırdığı yapıtlardan biri de Ankara Hipodromu’dur. Bu da Atatürk’ün Türk atçılığına verdiği büyük önemi gösterir. Atatürk, ‘At yarışları modern toplumlar için sosyal bir ihtiyaçtır’ söyleviyle de atçılığın bugüne kadar yaşamasının yollarını açmıştır. Kendisini şükran ve minnetle anıyoruz. Gazi Koşusu’nda sadece Türkiye’de yetişen atlar koşabildiği için daha da önemlidir. Bu atlar arasındaki büyük bir seleksiyon sonucunda sadece 22 at bu yarışta koşmaya hak kazanır. Gazi koşularının hepsi birbirinden güzeldir. Her Gazi Koşusu’nu kazanan atta bir başka bir ayrıcalık vardır.
Gazi Koşusu'nun ev sahibi Türkiye Jokey KulübüBaşkanı Behçet Homurlu, Gazi koşusunun kendilerinin en büyük yarışı olduğunu belirterek, “Tarımcı gözüyle hasat bayramımız, bağ bozumumuz. Çünkü yılda 100 kadar at doğduğunu düşünürseniz bunlardan sadece 20 kadarı Gazi Koşusu’nda yer alacak. Yarışı kazanan atın sahibi değişecek, hepimizin atı olacak tarihteki yerini alacak. Gazi Koşusu bir atçının ulaşabileceği son noktadır. Ondan ötesi yok. Bütün atçıların rüyasıdır bu koşuyu kazanmak. Yarın bu gerçekleşecek ve binlerce atçıdan bir tanesinin bu rüyası gerçek olacak ve diğerleri gelecek yıllar için ümit etmeye devam edecek. Türk spor tarihinde hiç iptal olamayan iki tane faaliyet vardır. Biri Ankara’daki Atatürk anısına yapılan kros yarışması (bu yıl iptal edildi) diğeri ise Gazi Koşusu’dur. Bununla da iftihar ediyoruz. Türkiye’nin şartları ne olursa olsun Gazi Koşusu yapılmaya devam etmiştir. İnşallah Dünya oldukça Türkiye’de olacaktır ve Gazi Koşusu da olacaktır” dedi.
Ben de, bir Atatürkçü olarak at yetiştiriciliği yapmaktayım. Hedefim; en büyük koşu olan “Gazi Koşusu”nu kazanmaktır. 05 Şubat 2011
Sevgilerimle.
Ahmet GÜREL
 


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Ahmet Gürel Diğer Yazıları

08 Eylül 2017 - Nif'ten İzmir'e Doğru
07 Haziran 2016 - ERMENİ OLAYINDA ALMAN TANIKLAR
28 Ocak 2016 - ZÜBEYDE HANIM İZMİR’DE
24 Kasım 2015 - KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI
15 Eylül 2015 - TÜRK - YUNAN İLİŞKİLERİNİN DÜNÜ ve BUGÜNÜ
13 Eylül 2015 - İZMİR’İN HEMŞERİSİ ATATÜRK, GÖZTEPE NÜFUSUNA KAYITLI…
23 Temmuz 2015 - LOZAN’DAN CUMHURİYET’E YÜRÜYÜŞ
15 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ - 3
15 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ - 4
15 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ - 5
14 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ-1
14 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ-2
20 Mart 2015 - 18 MART 1915 - ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ
25 Şubat 2015 - MART – NİSAN 2015 AYLARI ETKİNLİĞİ
06 Şubat 2015 - İZMİR KADINLAR KONGRESİ
28 Ocak 2015 - Prof.Dr. Rennan Pekünlü’ye Açık Mektup
12 Kasım 2014 - 10. Kitabım çıktı Cumhuriyet ve Kazanımları
10 Kasım 2014 - ATATÜRK’Ü ANARKEN
31 Ağustos 2014 - Atatürk’ün Manevi Çocukları
21 Temmuz 2014 - 24 NİSAN VE SOYKIRIM İDDİALARI
22 Haziran 2014 - Atatürk’ün Latife Hanım ile Evliliği
14 Haziran 2014 - ATATÜRK VE AZINLIKLAR
05 Haziran 2014 - ATATÜRK VE DİN
01 Haziran 2014 - TÜRK – İRAN İLİŞKİLERİ
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH