Ana Sayfa > Site Yazarları

Cihan Turgay ALTINIŞIK - cihanturgay@gmail.com
GERÇEK KATİLLER VE YIKILAN KÖPRÜLER
14 Temmuz 2015 - 1255 okunma

GERÇEK KATİLLER VE YIKILAN KÖPRÜLER
 
            Milyonların katili emperyalizm; pusuda beklediği Avrupa’da, çıkarların ne zaman müşterek olacağını ve kimleri kukla olarak oynatacağını hesaplarken, üçüncü dünya ülkelerinin gün yüzü görmemiş aydınları kendi hayallerinin peşindeydi.
            1994’ün Aralık ayında bizi Bosna’ya götürecek askeri uçağa doğru koşarken eşim hiç arkama bakmadığımı söyler. Hayatımda ilk defa yurt dışında görev almanın heyecanı, borçları nasıl kapatacağım diye düşünürken ortaya çıkan bu fırsatın sevinci, lisan kursunu bitireli uzun zaman olmuş, görevin altından nasıl kalkacağımın endişesi, bir yığın karmaşık duygularla gel-gitler yaşarken bir anda kendimi Hırvatistan’ın Split kentinde bulmuştum.
            Sadece 1991-1995 yılları arasında 200.000’i Boşnak 312.000 kişinin öldüğü topraklarda görev yapmaya başladığımızın henüz farkında değildik. Sırpları ve Hırvatların işgal ordusu gibi gördüğü, Boşnakların kurtarıcı olarak baktığı, 20’den fazla ülke askerinin birlikte görev yaptığı Barış Gücü’nün mavi bereli Türk Subaylarından biriydik. Avrupa’yı gezecek, yabancı dilimizi geliştirecek, eh dönüşte de iyi kötü bir araba alacak kadar para biriktirebilecektik.
            Henüz ailesinin yanında tecavüz edilen kadınların dramlarını, kamplarda büyüyen gayri meşru savaş çocuklarının hikayelerini, eşini, işini, kardeşini, evini kaybetmiş, yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalan parçalanmış ailelerin acılarını dinlememiştik. İlk iznimizi orada kullanmayı tercih ederek, eşlerimizle iki hafta süren bir Dalmaçya-İtalya gezisini anılarımıza katmış olmanın mutluluğunu yaşıyorduk.
            Sadece kendi kampımız olan TURK NSE (Milli Destek Birliği)’nde bile Sırp, Hırvat ve Boşnak personelin birlikte çalışması, Birleşmiş Milletlerin, ikmal, bakım ve finansta sivilleri kullanması, geleneksel Türk dostluğunun akıllara zarar ilişkileri ile her gün dinlediklerimize ilaveten gün be gün yaşananlar bizi de yavaş yavaş olgunlaştırmaya başlamıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci devam ederken 1980’de TİTO’nun ölümüyle parçalanan Yugoslavya’da, emperyalizmin çizmeye çalıştığı yeni ülkelerin sınırları artık iyice belirginleşmiş, ortaya çıkan pürüzler için savaş öncesi yerleştirilen Kızılhaç ve benzeri NGO (Hükümet dışı Kuruluşlar/Non-Governmental Organizations)’ların işi bitmiş, yeni  kuklalar devreye sokulmuştu. Sırp, Hırvat, Boşnak, Makedon, Sloven ve Arnavut gruplar kendilerine verilen senaryoları oynamaya başlamış, böl, parçala, yut taktiğinin kurbanı olma yolunda hızla ilerliyorlardı.
            25 Haziran 1991’de Slovenya ve Hırvatistan, İtalya ve Almanya’nın desteği ile bağımsızlığını ilan etmiş, bunları Eylül 1991’de Makedonya, 5 Nisan 1992’de Bosna-Hersek izlemiştir. Artık iç savaş, barışı korumakla görevli B.M. Barış Gücü’nün gözetiminde(?) ve bütün dünyanın gözleri önünde pervasızca devam etmektedir.
            Yaşananlar bize yaşanılmaz şartları öğrettikçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün bakanlarına, milletvekillerinin bir çoğuna, en az genel müdür seviyesinde bürokratlara, komutanlara, aydınlara, ateşe ve elçilerimize, gazetecilere hiçbir şeyin Türkiye’den gözüktüğü gibi olmadığını, farklı bakış açısıyla bakmak, burada yaşayanlara kulak vermek, birliğimizi daha etkin kullanarak asla bulunduğumuz yerleri terk etmemek gerektiğini onlarca  defa anlatmaya çalışmıştık. Şanslıydık. Yanlarında koruma orduları yoktu, rahattılar. Akşamları üzerlerine verdiğimiz parkayla ateşin etrafında sohbet edebiliyor, kılavuzluk ederken saatlerce görüşebiliyor, yemek masalarının etrafında gazetecilerden ve kendilerini rahatsız eden herkesten uzakta, belki biraz da alkolün etkisiyle her şeyi konuşabiliyor, iletişim kurabiliyorduk.
            Srebrenica, Bosna Hersek’in doğusunda Sırbistan sınırına 10 km. uzaklıkta bir Müslüman Boşnak kentiydi. İsmini gümüş anlamına gelen srebren kelimesinden alan kent, tarih boyu başta gümüş olmak üzere değerli maden rezervleriyle ve şifalı sularıyla meşhurdu. Romalılar zamanında kent, ‘gümüş ocağı’ anlamında Angentaria olarak biliniyordu. Barış zamanında halk geçimini turizm, madencilik ve tekstil sanayinden sağlıyordu.
            15 Temmuz 1995’te Sırp General Radko Mladiç, 16 Nisan 1993’te Birleşmiş Milletler’in “Güvenli Bölge” olarak ilan edip silahlardan arındırdığı Srebrenitsa’ya ağır silahlarla, önde özel kuvvetleri “Akrepler”in liderliğinde, 400 kişilik silahlı Hollanda Birliği’nin izni ve gözetiminde girerek şehri işgal etmişti. Bir kaç gün önce Boşnak liderlerin kendilerini korumak için toplanan silahlarını istediği ve reddederek geri gönderdiği Hollandalı Komutan Thom Karrenas’ın Sırp Komutandan hediyesini alırken o gün çekilen resimlerini bugün internette rahatça görebiliyoruz.
            Krivaya-95 Harekatı olarak bilinen ve Boşnak lider rahmetli Aliye İzzetbegoviç’in II.Dünya Harbinden sonra Avrupa’da yapılan en büyük soykırım olarak adlandırdığı bu katliama, içlerinde çocuk ve kadınların da yer aldığı 8372 Boşnak yollarda ve dağlarda öldürülmüş, kimlikleri belli olmasın diye parçalanarak henüz 42 si bulunan 64 ayrı toplu mezara gömülmüşlerdir.  Ayrıca 25.000’den fazla Boşnak’ın zorla Kladenya bölgesine gönderilerek bölgenin Boşnaklardan temizlenmeye çalışıldığı da bilinmektedir. Bütün bu yapılanlar, her ne kadar Sırp yanlısı Rusların Birleşmiş Milletler kararını veto etmesiyle engellenmiş olsa da en azından 26 Şubat 2007’de Lahey Adalet Divanı tarafından hukuken kanıtlanmış bir soykırım olarak tescillenmiştir. Sırpların devam etmeye çalıştığı bu oyunu direnişin destanını yazan Saray Bosna’da bozulmuştur.
            Türkiye’den büyük bir merak ve insani duygular içinde Bosna’ya gelen aydınlarımız, kampları gezip Boşnaklarla dertleşerek, Türk Birliğinin yıkık cami, kemer, çeşme ve köprüleri kendi imkanlarıyla nasıl onardıklarını görmek için gezerken, Srebrenitsa’dan iki gün sonra, iki yıl önce güvenli bölge ilan edilen ve barışın önündeki engeller diye gösterilen diğer yerleşim bölgeleri Jepa  ve Gorajde katliamları oluyor, kimse Türk askerinin Saray Bosna’nın bile batısında kalan, olayların çok uzağındaki Zenica’da niye konuşlandığını sorgulamıyordu. Şu anda nüfusunun çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu Srebrenica bölgesi 1992 yılında başlayan savaş öncesi, Müslüman bölgelerden biriyken ve 1990’daki Yugoslavya nüfus sayımlarına göre 36.666 nüfusuyla yüzde 75.2 oranında Boşnak çoğunluğa sahipken Sırpların bölgenin sadece yüzde 22.7’sini oluşturduğu gerçeği tarihe gömülüyordu.
            Srebrenitsa katliamının 20nci yılında hangi amaçla olduğu bilinmez Sırbistan Başbakanı anma törenlerine katılmak için geldiğinde taşlanırken, Bosna’ya müdahale kararının altında imzası bulunan dönemin ABD Başkanı Bill Clinton halkın tezeruhatı ile karşılaşınca insanların aynı saflıkla yeni ve benzer senaryolarda görev almak için ne kadar hazır olduğunu görmek acı verici olmuştur. Amerika herkesi kullanmış ama hiç kimsenin söz sahibi olmasına asla izin vermemiştir. 1993 yılında Srebrenica’nın etrafındaki çember gittikçe daraltılmasına rağmen gerekli önlemleri almayan BM ve NATO’nun tavrı üç yıldır katliamlarına devam eden Sırp güçleri iyice cesaretlendirmiş, kendilerine yazılan rolün dışına çıktıkları görülünce yeni bir süreç başlatılmıştır. İzzetbegoviç’e Sırplara müdahale için en az 5000 kayıp gerekir diyen ve bugün çiçeklerle karşılanan Clinton, katliamlardan sonra NATO’yu harekete geçirmiş ve yeni haritanın çiziminde söz sahibi olmadıklarını hatırlatmıştır.
            Böylece 1992 yılında Büyük Sırbistan kurma hayalindeki Sırpların, Belgrad’da Devlet Başkanı Miloseviç ve Genelkurmay Başkanı Perisiç’in desteğini alarak sözde Bosna Sırp Devleti ve Sırp Demokrat Partisi (SDS) Başkanı Radovan Karadziç ve General Ratko Miladiç öncülüğünde başlayan Bosna Hersek’teki etnik arındırma çalışmaları sona ermiştir. Ama asıl önemlisi, çizilen sınırlarla Bosna-Hersek diğer ülkelerin ortasında onlara bağımlı hale gelmiş, Rumeli’den başlayıp Avrupa’nın ortasına uzanan Türk Kültürünün etkisi altındaki Müslüman Boşnak kuşağı köprüsü bir daha iki ucu birleşmeyecek şekilde yerle bir edilmiştir. Bugün savaştan sonra, savaşın başladığı Mostar’da yıkılan tarihi Mostar Köprüsü yeniden onarılırken kimse asıl köprüdeki tahribatı konuşmamaktadır.
            Bosna’ya en büyük yardımları yapan ülkelerin başında gelmesine rağmen, başta bizleri yöneten siyasilerin bilgisizliği, ilgisizliği, beceriksizliği ve basiretsizliği yüzünden Bosna-Hersek merkezli uluslar arası politikamız ve kazançlarımız Barış Gücü’ne silahsız ve araçsız sadece askerini veren Pakistan’ın bile gerisinde kalmış, Kızılay’ın davul zurnayla gönderdiği konvoylar Hırvatistan’da kaybolurken savaştan önce Kızılhaç damgası ile paketlenip damgalanan yardımlar, savaş devam ederken rüşvetle gümrüklerden geçirilebilmiş, Zenica’daki Türk askerinin güvencesi Boşnakları içeriye çekilmeye zorlamış, gerçek sınırların çizilmesinde katkımız ve etkimiz yeterli olmamıştır. Devletin elindeki yüzyıllara dayanan tarihi bağlar ile, kendi ülkemizde yaşayan ve aynı dili konuşabilen yüz binlerce vatandaşımızın sağladığı avantajlardan istifade edilmemiş, harpten sonra bile dahi Bosna’da görev yapanların bilgi ve tecrübeleri kullanılarak bir bilgi bankası oluşturulmamıştır.
            Bütün bunlardan ders alınmadığı için bugün aynı oyunlar göstere göstere adeta gözümüze sokarcasına Ortadoğu’da oynanmaktadır. Aynı tezgahı kuran Emperyalizm; tarihten ders almayan aktörlerine yeni bir rol biçerek, din, mezhep ve ırk ayrımını körüklemek suretiyle, silah verdiği elleri değiştirip karar noktasında desteğini çekerek yeni sınırlar çizmektedir. Türk aydını, Atatürk’ün ve Atatürkçülüğün belirlediği kimyasına geri dönmeli, yaşanan oyunları görmeli, başındaki basiretsiz kukla liderlerden kurtulmalı ve bunları yaparken asla korkmamalıdır. Srebrenitsa’da katledilenler sadece insanlar değil, insanlığın ta kendisidir. Katili de özgürlük ve bağımsızlığımızın düşmanı, bize bize kırdıran emperyalizmin ağa babaları ve yerli işbirlikçileridir.
            Unutmamak ve unutturmamak istiyorsak, mevlüt okuyup yas tutarak değil gerçekleri anlatmalı, tarihe not düşecek çalışmaları desteklemeli, önce kendi insanımızı sonra bütün dünyayı bilgilendirmeliyiz. Acılarımız ancak bir daha yaşamamak için uğraştığımız ve paylaştığımız ölçüde kaybolacaktır.
            Saygılarımla… 11 Temmuz 2015
                                                                                                                Turgay ALTINIŞIK
ADD Gaziemir Şb.Bşk.
                                                                                                                (05357035161)
 


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Cihan Turgay ALTINIŞIK Diğer Yazıları

28 Mart 2018 - ATATÜRK, ÇANAKKALE VE ŞEHİTLERİMİZ…
13 Şubat 2018 - ADD’NİN KURUCUSU AKSOY NİYE ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ?
22 Ocak 2018 - BİR DE KIZIM VAR BENİM
06 Kasım 2017 - NEDEN CUMHURİYET? NE KADAR DEMOKRASİ?
07 Eylül 2017 - MİLLİ EĞİTİM VE ÇOCUKLARIMIZ
27 Aralık 2016 - KUBİLAY VE YASTIK ALTINDAKİ YÜREKLER
06 Eylül 2016 - KAFASI KARIŞIK VATANSEVERLER
31 Temmuz 2016 - ATATÜRK’ÜN ORDUSUNDA BİR DOLARLIK ASKERLER
23 Ekim 2015 - MAL SAHİBİ, MÜLK SAHİBİ, HANİ BUNUN İLK SAHİBİ !
21 Eylül 2015 - GÜNDÜZ KANDİLİNİ HAZIRLAMAYAN, GECE KARANLIĞA RAZI DEMEKTİR.
04 Eylül 2015 - DOĞRULUK MU? CESARET Mİ?
19 Mart 2015 - GÖNLÜMÜZDEN GEÇENLER, AKLIMIZDA KALANLAR
19 Mart 2015 - İZMİR BAROSU SALONUNDA İLK BULUŞMA “NEDEN ÇANAKKALE”
23 Şubat 2015 - VATANA iHANETTE SON NOKTA; SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ
23 Şubat 2015 - PUL KOLEKSİYONUMU GÖSTEREYİM Mİ?
23 Şubat 2015 - VATANA iHANETTE SON NOKTA; SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ
GENEL BAŞKAN
Atatürk Resimli Hediyelikler
Günün Kitabı
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Ana Sayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH