ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Kemal Arı - kemalari55@hotmail.com
İZLEDİNİZ Mİ? (-Türk Tarih Kurumu, Vahdettin Filmi Yapmış!”
23 Kasım 2013 - 1677 okunma

İZLEDİNİZ Mİ?
(-Türk Tarih Kurumu, Vahdettin Filmi Yapmış!”
 
İlediniz mi?
Türk Tarih Kurumu, Sultan Vahdettin filmi yapmış.
Konu ağırlıklı olarak, onun yurt dışına gidişi üzerine kurgulanmış.
Bir hüzün; bir ağır matem havası; bir garip anlatım ki gerçekten görmeye değer!
Ülkesini terk etmek zorunda kalan bir sultan!
Oğlu Şehzade Ertuğrul bu ayrılış sırasında küçük bir çocuk; yağmurlu bir havada, babasının elini tutmuş; tam iskeleden kendini almak için gelen tekneye binmek üzere hazırlanmakta iken Sultan babasına soruyor:
“Baba, gitmek zorunda mıyız?”
Sultan, gitmenin bazen ne kadar gerekli olduğundan söz ediyor. Kardeşi kardeşe kırdırmamak gibi nedenleri sıralıyor. Hele bir sahne var ki görmeye değer: Sevr’i, belli belirsiz imzalayarak, aslında zaman kazanmaya çalışmış. Böylece, çok daha büyük bir felaketin önüne geçmiş. Daha büyük bir felaketin ne kadar olacağını anlatan tek bir cümle yok elbette. Ancak bu zaman kazanmak önemli olduğu için imzalamak zorunda kaldığı Sevr, onun için kötülüklerin ta kendisiymiş. Bu zaman kazanma seçeneği olmasaymış, ölse de Sevr’i imzalamazmış.
Filmin en hoş yanını, bilerek en sona bırakıyorum.
Hani güzel bir yemek yerken, tatlıyı en sona bırakırsınız ya; onun gibi…
Bir de filmde oynanan karekterlerle ilgili tiplemeler o denli ilginç ki; biraz bunun üzerinde durmak istiyorum:
Meğer hastalıklı, maraz; romatizmadan sürekli yakınan; ancak ağabeyi Sultan Abdülhamit’in himmet, destek ve acımasıyla gününü geçirmiş, konağından pek hayatın içine çıkmamış Sultan Vahdettin; ürkek ve çekingen kişilği bir yana; görüldüğü kadarıyla boylu poslu aslan gibi bir adammış. Bir bakıyorsunuz; devasa bir boy; tıpkı bir pehlivan görüntüsünü anımsatıyor. Gözleri biraz bozuk; ama gövdenin maşallahı var; sanki büyük biraderlerinden Sulltan Abdülaziz gibi…
Ve o en sona bıraktığımız sahne:
Daha doğrusu, ilk sahne diyelim buna.
Vahdettin’in karşısında Mustafa Kemal Paşa ayakta, hazırolda duruyor. Sultan Vahdettin ise ayakta, Yıldız Sarayı’ndan dışarıya, gelip geçen mühimmat yüklü düşman gemilerine bakıyor. Sonra dönüyor Atatürk’e; “Paşa, Paşa!” diyor; “Ülkeyi kurtarabilirsin!”
Bunu demesine diyor da, zaten yalnız bu karede gördüğümüz Atatürk’ün, Vahdettin karşısında ufak tefek, cılız; neredeyse boyunun yarısı bile etmeyen cüssesi, küçüklüğü ve minikliğiyle derhal göze çarpıyor. Kurgulayanlar, Atatürk’ün boyu ile Vahdettin’i karşı karşıya getiren geçişler kullanmışlar ara ara; ve derhal karşılaştırma olanağı buluyorsunuz: Vahdettin ne ürkek, ne kambur; ne hastalıklı bir halde; ancak karşısındaki Mustafa Kemal Paşa küçücük…
Ancak, sanki önceden anlaşmışlar gibi; Paşa Sultan’ın ne demek istediğini ve büyük olasılıkla kulağına öğütlenen şeyleri yerine getirmenin zamanı geldiğini anımsıyor ve:
“Emredersiniz sultanım; anladım!” diyor…
Ancak ne garip (-ki artık garabetlere şaşırmıyoruz) Kurtuluş Savaşı sürecine hiç değinilmiyor. Ni iç savaşlar, ne sultan mührünü taşıyan kışkırtıcı ve yurtseverlerin ölümünün dinen gerekli olduğunu anlatan fetvaların hiç birisi yok. Ali Galip yok, Anzavur Ahmet yok; öteki iç ayaklanmalar ve onların öncüleri yok; Sultan Vahdettin’in Halife Ordusu olarak ilan ettiği işgalci güçler, hayır bunlar yok… Paşa’nın bundan sonraki yolculuğu artık belli: O, kendisi için konforla hazırlanmış Bandırma’ya binecek ve Sultan Vahdettin’in isteğini yerine getirmek için Samsun’a doğru yola çıkacak. Burada küçücük boyu, kurgulanmış ve öğütlenmiş hali ile Mustafa Kemal Atatürk tek bir karede görünüyor zaten. Sonrası yok oğlu yook…
 Bu sahnenin hemen ardından; başta anlattığımız Sultan Vahdettin’in yurttan ayrılış sahneleri geliyor zaten ardı ardına. Önce İngilizler’e iltica etmek üzere İngilizler’e mektup yazması geliyor ekrana. Ve yanındaki kişi, muhtemelen mabeyinci uyarıyor kendisini: “Efendimiz!” diyor; “Bu iltica mektubunuz, yıllar yılı bir hain olduğunuzu ima etmek üzere kullanılacaktır…!” Yani uyarıyor yani bir tür Vahdettin’i. Ancak Vahdettin, o denli kararlı ve yaptığı işin o denli önemli olduğunun ayırdındadır ki; kaçışından bir gün önce, yani 16 Kasım 1922 günü, hüzünlü bir ortamda ve ekrana yansıyan hüzünlü bir müzik eşliğinde tarihi rolünü oynuyor… Yurdu terk etmek, bazı zamanlarda gerekli ve yurtseverce bir davranış olabilirmiş de; bir kardeş kavgasının ve kanının önüne geçmek için bunu yapmak gerekirmiş de… Yani yeter ki ülkesinin bekası olsun; yüreğine taş basar, gurbet hicranını ruhuna sarar ve ülkesi ve halkı uğruna gurbet ellere kendini atmayı göze alır… Ancak, ya kendisi için yurdışında gerekli olan para? O ne olacaktır? Hayır; Vahdettin bunu yapmaz. Üzerindeki parayı “Milletin parasıdır” diyerek, saray hazinesine kaydettirir. Yanında çok para götürmediği biliniyor zaten; götürmedi mi, götüremedi mi o ayrı konu; ama yine de yanında kendisine uzunca bir süre yetecek para götürdüğü, bu parayı ise kumarbaz bir saray damadı Yarbay Kenan Bey’in kumarlarda har vurup harman savurduğu biliniyor. Ancak buna hiç mi hiç değinilmiyor filmde… Sultan sizin anlayacağınız, beş parasız, ruhunda gurbet acısı, hicran; vuslat özlemi içinde çekip gidiyor; yüreğine ateş basarak…
Ne diyelim?
Tarih Kurumu böyle bir filmi uygun bulmuş Vahdettin için; ve bunu da yapmış. Böylece düşmanla işbirliği yapan bir Vahdettin değil; yurt kurtaran bir Vahdettin kimliği yaratılmış.
Bunu yapmış da; izleyenlerin ne diyeceği çok açık:
“Yahu; ne acıklı bir sahne! Bu Atatürk, böyle bir adama ihanet mi etti şimdi?”
Bana göre bu duygular uyanacak izleyenlerin içinde. Gerçi, pek çok insan bunu zaten diyor ve saklamıyor ama; bu düşünce insan belleğinde oluştuğunda; tarih önünde Atatürk’ün bu güne dek yazıp anlattıkları birer yalandan başka hiç bir yönü olmayan saçmalıklar düzeyine indirilveriyor.
Yani, ya bu filmdekiler haklı; ya da Atatürk…
Filmi yaptıranlar; geçmişi anlamak; bugünü anlamak gibi garip bir söz ettiğine göre; demek ki yaptıklarına inanıyorlar.
Öyle de; keşke bütün kurguyu yaptıkları; “Paşa; Paşa; ülkeyi kurtarabilirsin” sözünün, önünü ve arkasını da koysaydılar.
Bu söz gerçekte Atatürk’e aittir. Ancak devamı vardır. Bu sözleri duyduğu zaman irkildiğini, Sultan’ın kendisini hafiyeler tarafından izlettiğinden kuşkulandığını; ama konuşmaya devam ettiğinde gerçekte sultanın, kendisinin yapmak istediklerinden hiç haberinin olmadığını; ona ancak bölgeye giderek, İnglilizler’in işini kolaylaştıracak girişimlerde bulunmasını istediğini anlatıyor…
Bunlar filmde yok.
Yok!
Evet yok…
Belgenin küçük bir cümlesi var; ama arkası yok…
Hem de bunları anlatan başkası değil ki; Atatürk’ün kendisi…
Tarih Kurumu ise, Atatürk’ün kendi parasının İş Bankası’nda oluşan nemalarıyla varlığını sürdüren bir kurum…
Ne güzel!
Bir yakışmış; bir yakışmış!
Bunu kendine yakıştıranlara sözüm yok elbette…
Ben, yakışmadığını düşünenlerdenim, naçizane de…
 
22.11.2013.
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Kemal Arı Diğer Yazıları

27 Aralık 2014 - MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ANKARA’YA GELİŞİ
20 Ağustos 2014 - ATATÜRK, ÇAĞDAŞLAŞMAK, DEVRİM VE CUMHURİYET
30 Ocak 2014 - GENÇLİK, AH CANIM "TÜRK GENÇLİĞİ"…
06 Ocak 2014 - TÜRKİYE’DE DEVLET KRİZİ Mİ VAR?
19 Eylül 2013 - KARANLIKLA AYDINLIĞIN DANSI… (-Ülkemiz Daha Aydınlık Olmalıydı)
14 Mayıs 2013 - YARIN 15 MAYIS: BİNLERCE SAHNEDEN, YALNIZCA BİR TANESİ: (-Levazımcı Sabri Bey’in Oğlu ve Patris Vapuru)
13 Mayıs 2013 - 15 MAYIS 1919: -İzmir’in İşgali ve “Karagün” Prof. Dr. Kemal Arı
09 Mayıs 2013 - BİR RESME ODAKLANDIM; ODAKTA İSMET PAŞA YÜZÜM KIZARDI, UTANDIM…
06 Mayıs 2013 - STATÜTÜZ OLMAZMIŞ: (VAY BEE… NE ÇÖZÜMMÜŞ)
04 Mayıs 2013 - TARİH YAKANIZI BIRAKMAZ Kİ?
GENEL BAŞKAN
Günün Kitabı

9 Eylül 1922 İzmir Hükümet Konağı'ndan
yunan Bayrağını indirip Yerine,
ŞANLI TÜRK BAYRAĞINI DİKEN
Kahraman ŞERAFETTİN YÜZBAŞI'NIN
Kahramanlık Hikayesi
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Atatürk İzmir Kemalpaşa Resimleri
Atatürk
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH