Ana Sayfa > Site Yazarları

Ahmet Gürel - ahmetgurel50@gmail.com
LOZAN’DAN CUMHURİYET YÜRÜYÜŞÜNE
23 Temmuz 2018 - 149 okunma

         LOZAN’DAN CUMHURİYET YÜRÜYÜŞÜNE
 
         24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Genç Türkiye Cumhuriyeti için büyük bir başarı ve O’nun tapusu olmuştur. Bu Antlaşmayla, Osmanlı’nın külleri üzerinde kurulan genç Türk Devleti, onurlu bir antlaşmaya imza koyarak bağımsızlığını ve özgürlüğünü uluslararası topluma kabul ettirebilen dünyada tek ülkedir. Emperyalist Ülkelere karşı verilen ‘Kurtuluş ve Kuruluş’ savaşının önemli bir aşaması olan, Lozan’da yaşananlara bir göz atalım.     
         Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Lozan’a giderken Osmanlı döneminin önemli bakanlarından birinden Lozan için akıl danışır:
         “Ben acemi bir diplomatım, sizin engin deneyimleriniz var, bana ne söyleyebilirsiniz?” Babıâli’den yetişme yaşlı bilge kişi İsmet Paşa’ya şunları söylemiştir:
         “Bana akıl sorma. Ne düşünüyorsan onu yap. Bizim boynumuz Batı karşısında hep eğikti. Karşımızdakinin güçlü, bizim güçsüz olduğumuz bilinci benliğimize işlemişti. Hep alttan alırdık. Siz ise zaferin insanlarısınız.” Bu tespit Lozan için çök önemli idi. Baş Delege İsmet Paşa, işte bu noktadan yola çıkmıştı. 
        Barış Konferansı, 20 Kasım 1922 Salı günü saat 16.00'da, Lozan’ın Mont Benon Gazinosu'nda toplandı. Tarafsız İsviçre Konfederasyonu’nun Başkanı Habab'ın konuşması ile oturum açıldı. Bir yanda Türkiye; karşı yanda Yunanistan, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Sırp-Hırvat-Sloven (Yugoslavya) Devleti vardı. Mağrur İngiliz Lordu Curzon'dan sonra söz alan İsmet Paşa, daha ilk konuşmasına:
         "Bütün uygar uluslar gibi, özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz!" diyerek başlamıştır.
          Lozan Antlaşması Baş Delegesi İsmet Paşa’nın bu antlaşmadan insanlık ve barış adına beklentilerini şöyle tanımlıyordu:
         “Son yılların olayları insanlığın vicdanında genel barış ve huzurun, devletlerce, birbirlerinin haklarına, özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına karşılıklı olarak saygı gösterilmedikçe gerçekleşemeyeceği kanısındayım. Bu gerçek bir inanç ilkesi halinde yerleştirilmiş bulunduğundan, bu olayların anısı, gelecek için bir barış ve huzur güvencesi olur umudundayım.” 
        Mahmut Soydan’ın 26 Aralık 1929 tarihlerinde yazdığı ‘1923, Gazi ve İnkılâp’ başlıklı Milliyet gazetesindeki makalesinde Gazi’den aktardığı aşağıdaki dizeler Lozan başlarken kazanılan ve kazanılacaklar açısından çok önemliydi:
         “Ölmüş sanılan ulus, mahvolmuş sanılan bu ülke, yeniden bütün yaşama yeteneğini gösterebilecek bir durum alıyor. Bütün kadınlarıyla, erkekleriyle, yaşlılarıyla el ele vererek kendisinin cihanda var olduğunu bir kez daha kanıtlayacak harikalar gösteriyor. İşte o harikaların doğal sonucu olarak Lozan Konferansı’na davet olunuyoruz. Fakat Efendiler, esasen bizden sorulacak hiçbir hesap yoktur. Geçmişe ilişkin hataların gerçek sorumlusu biz değiliz; Türk ulusu değildir. Bu böyle olmakla birlikte dünya ile karşı karşıya gelmek bize düşüyor. Ulus ve ülkeyi gerçek bağımsızlık ve egemenliğine sahip kılmak için çalışmak yükümü bizim üzerimizde kalıyor. Lozan’da henüz hiçbir olumlu sonuç yoktur. Fakat bu olumlu sonuç mutlaka olacaktır. Ulus, varlığı için, egemenliği için mutlaka elde etmeye zorunlu olduğu esasları Misak-ı Millî olarak belirgin biçimde tüm dünyaya ilan etti. Misak-ı Millî’nin anlamını bütün cihan onaylamaya zorunludur ki, Türkiye gücüyle, süngüsüyle ve bütün zorunluluğuyla bunu elde etmiştir. Arta kalan şey, maddeten elde edilmiş olan bu şeyin konferansta, salonda, masada, nerede olursa olsun usulen ve resmen onaylanmasından ve ifadesinden başka bir şey değildir. Bu sonuç er geç, mutlaka elde edilecektir! Bütün isteklerimiz haktan ibarettir. Bu hak, en doğal ve en açık haklardandır. Hukukumuz bu denli açık olduktan başka, bu hukuku mutlaka korumak için kudretimiz de vardır, kuvvetimiz de yeterlidir.”
         Tartışmaları hep Mondros Antlaşması eksenine çekmeye çalışan Curzon’a İsmet Paşa:
         “Ben buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldim.” diyordu. Curzon:
         “Amatör diplomat. Sen de Lloyd George gibi amatör bir diplomatsın” sözleriyle İsmet Paşa’yı adeta alaya alıyor ve onu:
         “En yüksek parayı koparmak için pazarlık yapan fakat verilen fiyata da razı olan bir halı satıcısı” gibi görüyordu.  
         Curzon kapitülasyonlardan vazgeçmek istemiyor ve “Türkiye için rahatsız edici oluyorsa, bunun yerine başka bir kelime kullanabiliriz” diyordu.
          Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın aşağıdaki söylemlerinden, Türk tarafının “kapitülasyon ve esaret” konusundaki kararlılığı vurgulanıyordu:             
         “Kapitülasyonlar bir devleti mutlaka bitirir. Osmanlı ve Hindistan Türk-İslam imparatorlukları bunun kanıtıdır.  
         Kapitülasyonların Türk milleti için ne derece nefret edilecek bir şey olduğunu size anlatamam. Bunları başka biçim ve adlar altında gizleyerek, bize kabul ettirmede başarılı olacağını hayal edenler aldanıyorlardır. Çünkü Türkler, kapitülasyonun devamının kendilerini pek az zamanda ölüme sürükleyeceğini anlamışlardır. Türkiye esir olarak mahvolmaktansa, son nefesine kadar mücadeleye ve savaşmaya karar vermiştir.”
         Bir oturumda İsmet Paşa’nın haklı karşı çıkışlarından çılgına dönen Lord Curzon’u, Amerikan delegesi Charles H. Sherill şöyle anlatıyor:
         “Curzon’un odasına gitmiştik ki, Curzon kızgın bir boğa gibi odasına girdi ve odada yürümeye başladı ve bağırarak:    
         ‘Dört korkunç saatten beri oturumdayız. İsmet her sözümüze şu adi sözcükle yanıt verdi; Bağımsızlık ve egemenlik.’ Curzon’a İsmet Paşa’nın hangi konuda anlaşmazlık çıkardığını sordum:
         ‘Ekonomik ve hukuki sorunlarda’ dedi.”
          Lord Curzon görüşmelerde:
         “Siz medeni devletlerin hukuk sistemine sahip değilsiniz, o halde Adli Kapitülasyonlar kalmalı. Sizle bir iktisadi anlaşma yaptığımız zaman, sizin bir iktisat kanununuz yok, mecelle (fıkhın muameleye ait bir bölümü) ile bu iş yürümez” diyordu.
         Lozan’a “Tam bağımsızlık ve milli egemenlik” istemiyle gelen İsmet Paşa’ya, Lord Curzon alaycı ifade ile:
         “İsmet, sen bana tıpkı laternayı hatırlatıyorsun. Bizi bıktırıp usandırana kadar hep aynı havayı çalıyorsun; Milli egemenlik, milli egemenlik, milli egemenlik, milli egemenlik. Bu sözü duymaktan gına geldi” dedi.
         Lozan görüşmelerinde Lord Curzon ile aralarında geçen bir konuşmayı İnönü şöyle aktarmaktadır.
         “Lord Curzon: ‘Aylardır müzakere ediyoruz. İstediklerimizin hiçbirini alamıyoruz. Biliniz ki, geri çevrilen isteklerimizin hepsini cebimize atıyoruz. Yorgun ve yoksul bir ulussunuz. Ülkeniz yıkık. Yarın, bunları onarmak ve kalkınmak için bizden yardım isteyeceksiniz.’ ABD temsilcisini işaret ederek:       
         ‘Para bende, bir de O’nda var. O zaman cebimizdekileri çıkarıp birer birer önünüze koyacağız.’ İsmet İnönü’nün yanıtı ise çok netti:       
         ‘Biz haklıyız. Lozan’da hakkımızı mutlaka alacağız.
Bugün biz bunları alalım. Şayet yarın kapınıza gelirsek, siz de dilediğinizi yaparsınız.’”       

         Lozan Antlaşması’nın çıkmaza girme aşamasına geldiğinde Lord Curzon’un:
         “Türkiye’nin imza edeceği en iyi antlaşma budur. Eğer imza etmezse, Türkiye düşünsün! Asya’nın görünmez derinliklerinde kaybolur!” Sözlerine karşılık, İsmet Paşa kararlı bir şekilde mağrur ve küstah Curzon’a, “Memleketi esarete mahkûm eden bir belgeye imza koyamam” karşılığını verir.  
         “Ben bugüne kadar arkasında ne olduğunu bilmediğim kapıyı açmadım” diyen İsmet Paşa, durumu soran gazetecilere şunları söylüyordu:
         “Hangi imtiyazlar, hangi mukaveleler? Hangi koşullar altında verilmiş? Bilmiyorum ki imza edeyim. Bunları bana gösteriniz, tetkik edeyim. Hayır, şimdiden, görmeden, bilmeden, anlamadan imza ediniz, dediler. Reddettim.” Türkiye barış görüşmelerine devam etmedi ve konferans 4 Şubat 1923’te kesildi.
         Mahmut Soydan’ın 5–6 Aralık 1929 tarihlerinde yazdığı ‘1923, Gazi ve İnkılâp’ başlıklı Milliyet gazetesindeki makalesiyle günümüze de ışık tutmaktadır:
         “Lozan Konferansı, basit bir sorunu çözümle uğraşmıyor. Yeni Türkiye Devleti’nin üç buçuk yıllık sorunlarını çözümle yetinmiyor. Lozan Konferansı, başlangıcı çok eski olan bir mücadelenin derin aşamalarını tahlil ederek onu olumlu bir sonuca bağlamaya çalışıyor. Kuşku yok ki, karışık bir dengeyi belirgin bir sonuca ulaştırmak kolay değildir. Özellikle karışık hesapların sorumlusu da biz değiliz. Düşmanlarımız, yalnız bize ait hesapları sormak gibi adil, insancıl bir anlayışa sahip olsalardı, sorun iki günde biterdi. Fakat öyle işe başladılar ki, yüzyılların birikmiş sorunlarını bizden soruyorlar. Bağlaşık Devletleri olumlu bir sonuca varmak istiyorlarsa, mutlaka eski anlayışlarını terk etmek zorundadırlar. Benim gördüğüme göre varılan zemin, sonuçta barışla sonuçlanacaktır. Bütün ulusça arzuya değer ki barış olsun. Cihanda barışın kurulması hem cihanın çıkarı, hem bizim çıkarımız gereğidir. Herhalde biz, hem kendi çıkarımıza aykırı olan, hem de dünyanın çıkarına uymayan savaşın sürmesine asla yandaş değiliz. Böyle olmadığımızı şimdiye dek çok kezler duyurduk, kanıtladık. Eğer uygarlık dünyası, bizim bu işte ne denli içten olduğumuzu anlarsa, barış için hiçbir engel kalmayacaktır. Fakat eğer barış isteyenlerin fikri, savaş yandaşlarına baskın gelmezse, bütün iyi niyet ve içtenliğimize karşın biz de bu sonucu yazgı ve zorunlu sayacağız, yazgıya bağlı olacağız ve hiç kuşku duymuyorum, bugünkünden daha verimli sonuçlar alacağız.”
         Gazi Mustafa Kemal Paşa, savaşın küllerinin daha sönmediği ve acıların devam ettiği İzmir’de,  17 Şubat 1923 tarihinde İktisat Kongresini toplamıştır. Kongrede verdiği mesajla:
         “Bu memleketi esirler ülkesi yaptırmayız” demiştir. İktisat Kongresinde alınan ekonomik ve siyasi kararlar yarım kalan Lozan’ın devamında Türk tezlerine destek amacını taşıyordu. Lozan’da ikinci dönem görüşmeler 23 Nisan 1923 tarihinde başladı. Curzon’un yerine Sir Horace Rumbold, Fransız Bompart’ın yerine de General Pele gelmişti. Rumbold:
         “Savaş meydanlarından gelen İsmet Paşa sadece usta bir diplomat değil, aynı zamanda bir devlet adamı olduğunu da kanıtladı” diyordu.                                          
         İngiliz William Tyrrell Türk’ü şöyle tarif ediyor:
         “İki çeşit Türk biliyorduk. Biri eski Türk ki öldü. Biri de Jön Türk ki artık o da yok. Şimdi onlardan başka bir tip görüyoruz, İsmet Paşa. O artık bizim için üçüncü Türk’ü canlandırıyor. Barışı bu Türk’le imzalayacağız.”
         Lozan’ı Norbert von Bischoff şöyle tarif ediyor:
         “Türk silahlarının kazandığı zaferi, uluslararası hukukun kütüğüne geçirmesidir.” 
         Gündüzleri uzun oturumlar sonra geceleri de bir araya gelip yapılan ara tartışmalarda İsmet Paşa, zorlu bir uğraş veriyordu. ABD delegesi John Grew, konferansın sonlarına ilişkin bu bağlamdaki bir gözlemini şöyle aktarır:
         “İsmet Paşa’ya ecel terleri döktürüyorlardı. Gözlerinin altında derin halkalar belirmiş, saçları dimdik olmuş, tüm gücü tükenmişti, fakat bütün saldırılara rağmen ayakta durma ve karşı koymaya devam ediyordu. Sonuç sabaha karşı saat 3’te geldi. Anlaşıldı ki müttefikler son bir saldırıdan sonra silahlarını bırakmış ve (…) kabullenmişlerdi. Ertesi sabah Paşa’yı gördüm, on yıl yaşlanmış görünüyordu.”   
         Konferansın bitiminden bir ay sonra İsviçre’de İnterlaken’de toplanan Amerikan Konsolosluk memurlarına yaptığı konuşmada John Grew:
         “Basın haberlerinden hepiniz öğrenmiş bulunuyorsunuz ki İsmet Paşa Lozan’da büyük bir diplomatik zafer kazanmıştır. Bütün Müttefik diplomatların sırtını yere getirmiştir. Bu olayı inkâr etmenin yararı yoktur.”
         Ali Naci Karacan, konferansa katılan Fransız Baş Delegesi General Maurice Pellé’nin İsmet Paşa’ya ilişkin sözlerini şöyle aktarıyor:
         “İkinci konferansta İsmet Paşa ile en çok mücadeleye mecbur kalan General Pellé olmuştu. Buna rağmen Fransız generali Türk generaline hayrandı:
         Mükemmel bir asker olduğu kadar, mükemmel bir diplomat! Az söylüyor, fakat özlü söylüyor. Bir şeye ‘olmaz!’ dediği zaman biliyorsunuz ki o şey ‘olmaz’dır. Artık onu yaptırmamaya uğraşacaktır. Onun için görüşmelerde ‘Peki, kabul ediyorum’ dediği zaman rahatlık duyardım. ‘Hayır…’ dediği zaman ise büyük bir mücadelenin başlamak üzere olduğunu anlardık.”
         Ali Naci Karacan, İtalyan Baş Delegesi Marki Camile Garroni’nin İsmet Paşa’ya ilişkin sözlerini de şöyle aktarır:
         “Lozan Konferansı’nda Türk delegasyon heyetinin üstünlüğü kesin idi. İsmet Paşa her itibarla konferansa hâkimdi. Görüşmeleri daima iyi idare etti. Karşısındakilerin zayıf noktalarını buldu. Bilgi ile anlayışlılık ile zekâ ile mücadeleden yılmayarak uğraştı. İsmet Paşa, büyük askeri başarısından sonra Türk tarihinde örneği olmayan bir siyasi zafer kazandı. Yalnız mükemmel bir asker değil, mükemmel bir diplomat olduğunu da gösterdi. Ben şahsen onun bu konferansta oynadığı büyük siyasi role hayranım.”
         Ali Naci Karacan, Lozan Konferansı’nı izleyen yabancı basının konferans ve Türkiye değerlendirmelerini ise şöyle aktarır:
         “Nihayet Paris ve Londra gazeteleri Lozan’a geldiler. Hepsi ‘Türkler büyük bir siyasal zafer kazandılar’ başlıklarıyla donanmışlardı. Bir takım Fransız gazeteleri antlaşmayı Fransa için bir yenilgi olarak düşünüyorlar ve ‘Türk heyeti diğer heyetlere üstün ve konferansa hâkimdi’ sonucunu çıkarıyorlardı. İngiliz gazetelerinin hepsi Türk heyetinin başarılarını anlatan makalelere boğulmuşlardı.”
         Yunan basını, “Türkler Mondros Anlaşmasını yırttılar ve müttefikleri hezimete uğrattılar” diyorlardı.
         18 Temmuz 1923 tarihli “Times” gazetesinin başmakalesinde ise şu çarpıcı saptamalar dile getiriliyordu:
         “Yapılan barışın genel çehresi meydana çıkmıştır: Batı ile Türkiye arasında yeni bir ilişki şekli ortaya çıkmaktadır. Artık eski günler geçmiştir. Türk memleketlerinde Avrupa devletleri tarafından iddia ve temin edilen ayrıcalıklarla hükümdarlık yönetimi ve sultanlar devri kapanmış, Türklerin batı devletlerine ait rekabetler arasında garip ve belirsiz bir varlık olduğu günler geçmişe karışmıştır.
         Lozan Konferansında cereyan eden durumlarla, davranışlarla Türkiye büyük devletlerle aynı ayak üzerinde konuşmuştur.”     
         Gazi Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos 1923 günü yeni sonuçlanan Lozan için şunları söylemiştir:
         “Türk ulusunun burada elde ettiği yengi kadar kesin sonuç veren ve yalnız bizimkilere değil, dünya tarihine yeni bir yön vermekte bu kadar etkili olan başka bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Efendiler, bu çok büyük yengilerin türlü etkilerinin üstünde, en önemlisi ve yücesi, Türk ulusunun kayıtsız koşulsuz egemenliğini eline almış olmasıdır.” demiştir.
         “Ulusumuzun yüzyıldan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların baskı ve zorbalığı altında ne kadar ezildiğini, onların açgözlülüğünü doyurmak için ne büyük yıkım ve yitiklere katlandığını düşünürsek, egemenliğe kavuşmanın bütün yüceliği ve önemi gözümüzün önünde belirir.
         Saraylarında Türk’ten başkasına dayanarak saltanat süren, düşmanla birleşerek Anadolu’nun, Türklüğün karşısında eylemlere girişen bu çürümüş gölge adamların Türk yurdundan kovulması, düşmanın denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir devrim olmuştur.
         Efendiler, yurdumuz artık bayındırlık istiyor, varsıllık ve gönenç istiyor. Bilim, beceri, yüksek uygarlık, özgür düşünce, özgür düşünüp davranma istiyor. Dünyada bir ulusun varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, o güne dek ortaya koyduğu ve ilerde koyacağı uygarlık yapıtlarıyla orantılıdır.
         Uygarlık yapıtı ortaya koyma yeteneğinden yoksun toplumlar, sonunda özgürlük ve bağımsızlıklarını yitirirler. Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak, yaşamın temel koşuludur.
         Her alanda yükselip yetkinleşmeye yatkın ulusumuzun toplumsal ve düşünsel devrimlerini kösteklemeye kalkışanlar ve çıkaracakları engeller kesinlikle yok edilmelidir.”
         Bu konuşma, Ulusal Kurtuluş Savaşının Lozan Antlaşması ile nasıl taçlandığını anlatması açısından çok önem taşımaktadır. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan ve Sevr konulu benzer bir başka sözüyle yazımıza devam edelim:
         “Bu antlaşma, Türk ulusuna yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme eyleminin çökertilişini yansıtan bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir utkunun ürünüdür.”
         Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Temmuz 1928 tarihinde Hukuk Talebe Cemiyeti’nde gençlerle yaptığı konuşmada:    
         “Gençliğin gösterisinden pek memnun oldum. Lozan Antlaşması imzası gününün ulusal bayram sayılmasında isabet vardır. Lozan Barışı Türk tarihinin bir dönüm noktasıdır. Türk ulusu için siyasi bir zafer teşkil eden bu antlaşmanın Osmanlı tarihinde bir benzeri yoktur. Ulusumuz bununla haklı olarak övünebilir. Türk ulusunun yüksek bir eseri olan bu antlaşmanın değerini takdir etmesi gereken gençliğin de geçmişte imzalanmış olan antlaşmalarla bunu karşılaştırması gerekmektedir.
         Bu münasebetle Lozan görüşmelerinde karşı tarafın siyasi entrikalarına göğüs gererek, sonucu almada büyük beceriklilik göstermiş olan İsmet Paşa Hazretlerini saygıyla anmak görevimdir.”
         Bu konferansta Türkiye tam egemenlik ve bağımsızlık noktasında ısrar etmiştir. Artık bu devlet kendi başına yürümek istemektedir. O derece ki, hatta bütün çağdaş uluslararasında bağımsızlığın bir diğerine bağlılığı zorunluluğunu bile tanımak istememektedir. Kapitülasyonlar artık geçmişte kalmıştır.”
         İsmet Paşa, Hukuk fahri profesörlüğü aldığı İstanbul Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında Lozan’a hangi koşullarda ve ne amaçla gidildiğini şöyle anlatır:
         “Milli Mücadele devri, geçirdiğimiz ilk ağır imtihandı. Bu, davet edildiğimiz bir imtihandı. Cemiyet-i beşeriye, haksız olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne hükmettiği zaman, haksız olarak Türk milletinin de çöküşüne hükmetmiştir. Bu imtihandan başarıyla çıktıktan sonra konferansa gittik. Bu da bir imtihandı. Bütün milletlerin ortasında davamızı izaha davet edilmiştik. Konferansa büyük zorluklara rağmen açık ve belli bir vaziyette girdik. Ne istiyorduk? Haksız olarak yaşama hakkımızı reddetmişlerdi. Yaşamaya muktedir olduğumuzu ifadeye gitmiştik. Sade bunu istiyorduk. Bunun için en kuvvetli vaziyetteydik. Sonuna kadar bu hedefi takip ettik.” 
         ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Upshow’un 18.01.1927 tarihinde ABD Senatosu’nda yaptığı konuşma ile Lozan güncesini bitiriyorum:
         “Antlaşma Timurlenk kadar hunhar, Korkunç İvan kadar sefih ve kafataslarından yaptığı piramidin üstünde oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik antlaşmayı kabul ettirmiştir.” 
         Yukarıda kısa bir anlatımla, Emperyalist ülkeler karşısında verilen Kurtuluş Savaşından sonra eşit koşulları sağlayarak tam bağımsızlığını kazanmak, gerçekten akıllara durgunluk veren büyük bir tarihsel başarıdır. Bu onurlu mücadelenin kazanımlarıyla gerçekleşen Cumhuriyet’imizin 100. kuruluş yılına yaklaştık. Tüm emperyalist ülkeler, Türkiye’nin “Ulusal Egemenlik” konusunda gösterdiği bu dik duruşu,  Lozan Antlaşması’nı imzaladıkları günden beri içlerine sindirememişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ni Ata’nın buyurduğu gibi sonsuza dek özgür ve tam bağımsız yaşatmak hepimizin görevidir. Bu yolda, Atatürk devrim ve ilkeleri yol göstericisi olacaktır. Bu tarihsel bilinçle Lozan’a ve kazanımlarına tüm gücümüzle sahip çıkmalıyız. 24 Temmuz 2018
 
AHMET GÜREL
ADD E. GYK ÜYESİ
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Ahmet Gürel Diğer Yazıları

23 Eylül 2018 - İş Bankası’nın Kuruluşunun Temeli Uşakizade Köşkü’nde Atılıyor
08 Eylül 2017 - Nif'ten İzmir'e Doğru
07 Haziran 2016 - ERMENİ OLAYINDA ALMAN TANIKLAR
28 Ocak 2016 - ZÜBEYDE HANIM İZMİR’DE
24 Kasım 2015 - KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI
15 Eylül 2015 - TÜRK - YUNAN İLİŞKİLERİNİN DÜNÜ ve BUGÜNÜ
13 Eylül 2015 - İZMİR’İN HEMŞERİSİ ATATÜRK, GÖZTEPE NÜFUSUNA KAYITLI…
23 Temmuz 2015 - LOZAN’DAN CUMHURİYET’E YÜRÜYÜŞ
15 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ - 3
15 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ - 4
15 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ - 5
14 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ-1
14 Nisan 2015 - TÜRK–ERMENİ İLİŞKİSİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ-2
20 Mart 2015 - 18 MART 1915 - ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ
25 Şubat 2015 - MART – NİSAN 2015 AYLARI ETKİNLİĞİ
06 Şubat 2015 - İZMİR KADINLAR KONGRESİ
28 Ocak 2015 - Prof.Dr. Rennan Pekünlü’ye Açık Mektup
12 Kasım 2014 - 10. Kitabım çıktı Cumhuriyet ve Kazanımları
10 Kasım 2014 - ATATÜRK’Ü ANARKEN
31 Ağustos 2014 - Atatürk’ün Manevi Çocukları
21 Temmuz 2014 - 24 NİSAN VE SOYKIRIM İDDİALARI
22 Haziran 2014 - Atatürk’ün Latife Hanım ile Evliliği
14 Haziran 2014 - ATATÜRK VE AZINLIKLAR
05 Haziran 2014 - ATATÜRK VE DİN
01 Haziran 2014 - TÜRK – İRAN İLİŞKİLERİ
27 Mayıs 2014 - Atatürk ve At Sevgisi Gazi Koşusu
GENEL BAŞKAN
Atatürk Resimli Hediyelikler
Günün Kitabı
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Ana Sayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH