ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Halûk TARCAN - haluktarcan@haluktarcan.com
PARANOİD CEHALET İLE AVRUPA AŞAĞILIK DUYGUSU
23 Mayıs 2014 - 1170 okunma


  Radikal gazetesinde Murat Utkucu, Kürtler, İstanbul’un işgâli(?), Ermeniler, Yunanlılar… gibi değişik konulara Batılı’nın bize maksatlı baktığı gibi değersizlendirme açısından bakmış…Yaşamında bir zamanlar  çektikleri onun gözlüğü olmuş.
Bu konuda 7 ayrı paragraf doldurmuş ve her paragrafın sonuna bilimsel bir sıfat takmış:Paranoid nefret…Nevrotik cehalet…Megalomanik ülkü bozukluğu gibi…
Bu yedi paragraftan bulduğum bazı boşlukların patolojik cehaletle karışık Avrupa aşağılık duygusunun biribirine dolaştığını tespit etmiş bulunmaktayım… Biraz “acılaşmış”lık ta var…Değerli okurlarımı yormamak için yazılarımı ayrı ayrı, değişik günlerde numaralayarak yayımlayacağım.
 
İlk paragrafta gözlemlerini, düşüncelerini paranoit nefret deyimiyle markalıyor.
Toplumumuzda Kürtlerin aşağılandığını, toplum dışına itildiğini hattâ onların silâhlanmak gereğinde bile kaldıklarını yazıyor.
 
Batı Haçlıların yenilgisinden beri Türkleri haritadan silmek, onları insanlık dışına itmek için yüzlerce yıl imkân aramıştır. Yirminci yüzyılın başında etniler politikasıyla İmparatorluğu parçalamış, sıra Anadolu’ya gelince, Anadolu isyanı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni Atatürk’ün ölümünden sonra gene etniler politikasıyla  Sevr’i uygulama çabalarına girişmiştir.
Yaratılan “Anadolu mozayiği”  safsatasıyla  bu kere Kürtleri maşa olarak kullanmak yoluna girmiştir… Daha önce Ermenileri, sonra da  Yunanlıları kullanmışlardı!…
Kökenlerini  çok sayıda binlerce yıl gerilerden alan ve daima hoşgörü felsefesiyle yaşamış olan biz Türklerde Anadolu’nun etnilere bölünmesi büyük şaşkınlık yaratmıştır.
·       Biz Türkler  tarihe Hoşgörülü olarak ayak basmışız ve bu, binlerce yıl  süre gelmiştir. Burada hemen şu noktaya dikkati çekelim ki, Batı dillerinde  hoşgorü kavramını ifade eden bir kelime yoktur: Verilen örnekler daima yan düşerler…
 
Bu noktadan hareketle, onbinlerce yıl geriye gidiyor ve kendimizi Orta Asya’da buluyoruz.
İleri seviyede düşünme niteliğine sahip Ön-Atalarımız, Orta Asya’da  soyut düşünceyi somutlaştırarak kaya ve mağaralara resimler hâlinde çiziyorlar  ve bu resimlerden Evrensel uygarlıklara yazıyı armağan ediyorlar…Ayni düşünce ile dünya ekonomisini kıtalara yayan tekerleği buluyorlar…Daha ileri giderek yaşam, doğum ve ölüm kavramlarına ilk adımlarını atıyorlar (Saymalıtaş-Servet Somuncuoğlu, AC yapı-İstanbul / K.Mirşan, tüm eserleri)
Ön Atalarımız dünya görüşlerini, Gök Kültü, Güneş Kültü ve Ateş kültü ile ifade ediyorlar.
Gök Kültü’nü inceleyelim:
·       Kişiler Gökyüzünde Tanrı Bilinde, Tanrı katında
·       Renksiz, kokusuz, hareketsiz, uyu-usuq, kutsal uyku durumunda  bekliyorlar
Tanrı buyruğu ile yeryüzüne ateş, alev hâlinde, döne, döne iniyorlar ve yeryüzü kişisi oluyorlar.
Burada tarihi bir olayla karşılaşıyoruz:
·       Tanrı Bilinde, kişiler arasında renk, cins ayırımı diye bir kavram yoktur
·       Hepsi Tanrı nezdinde birdirler: Bu kavram Ön-Atalarda Hoşgörü kavramının doğmasını sağlamıştır
Burada dikkat edersek, binlerce yıl sonra doğan tek tanrılı dinlerde bu tür temelde olması gereken ve insanlar arasında sonsuza kadar barışı sağlayacak eşitlik yoktur; ancak ayni dinlerde olanlar birbirlerine eşittirler; biraz daha derine gidersek ayni dinlerin bünyesinde de tarikatların doğmasıyla din savaşları yaşanmış, ayni dinden kişiler birbirlerini katletmekten çekinmemişlerdir.
Ön-Atalarımızda bu Hoşgörü diye adlandırılmış olan eşitlik kavramı binlerce yıl sonra Orta Asya’da, Asya’nın dört bucağından gelen ayri cins ve dinde olan kişiler bir arada yaşamasını , ticaretlerini barış içinde yapmalarını sağlamıştır…Kısacası, Ön-Atalarımızın mekânı olan Orta Asya bir hoşgörü mekânıdır… Bir hoşgörü okuludur. Öteki dünyadan gelenler burada ancak hoşgörü sayesinde barış içinde yaşamış ve ticaretlerini yapmışlar, kız alıp vermişlerdir (Asie Centrale, Alexandre Belenitsky, Nagel 1968, Geneve).
Gözden kaçan çok önemli bir nokta daha:
·       Tanrı katından eşitlik kavramıyla gelen Ön-Atalarımızda bu eşitlik hâli, yazının icadı ve atalarımızın kültürlerini yazı yoluyla öğrettikleri için onlar
·       Kendi kültürlerinden olan kişileri- renk, cins ne olursa olsun benimsemişlerdir. Bu dünya kültürü tarihinde sadece Ön-Atalarımızın niteliği olan bir vakı-a’dır
 Bu davranış , atalarımızın bu niteliği, tarih boyunca yaşamış ve örneğin Attilâ ile bir kere daha tarihe kaydolmuştur:
·       Attilâ nitelikli , topluma faydalı kişileri – renk ve cins ayırımı yapmadan- yanına alırdı!...(Attila- Roger Carattini)
Ön-Atalarımız , Ön-Türkler bu hoşgörü sayesinde Akademisyenlerimizin bilmediği, bilmek de istemediği bu hoşgörü sayesinde kendilerinden olmayan cins, renk, inanışta olanları birleştiren, tarihteki ilk büyük üç imparatorluğu kurmuşlardır (Altı Yarıq Tiğin - K.Mirşan )
·       Bir-Oy Bil.. At-Oy Bil… Türk Bil… Bu sonuncusu, Adriyatik’ten Çin’e kadar uzanıyordu ve Milât’tan sonra, Gök-Türk ve Uygur devletleri adını almıştı
·       Hoşgörü Osmanlı İmparatorluğunda aynen devam etmiştir. İmparatorluğun kısa sürede Karadeniz’i ve Akdeniz’i göl hâline getirmesi,
·       Yayıldıkları Hıristiyan ülkelerin, yerli efendileri krallardan, hâttâ dinlerin baskısında hoşnut olmamaları ve Osmanlıyı başlangıçta bir kurtarıcı olarak görmeleri nedeniyle olmuştur.
Fakat ayni imparatorlukta Hoşgörü yüzyıllar ilerledikçe tersine dönmüş ve Avrupa aşağılık duygusuna dönüşmüştür:
·       İlk impratorluğu kuran Osman beydir. Esas adı Otman’dır; kutsal ateş demektir. Fakat, Selçukların 10’uncu binde İslâmiyeti kabul etmeleri ile tüm Türkler islâmiyeti kabul etmişlerdir; Otman bey de adının Osman’a dönmesini,  belki de İslâm olmuş olmanın verdiği gururla  hoş karşılamıştır…İleriki yüzyıllarda Fatih’in ve sonra Kanûni  döneminde Batılılar’a Hoşgörü ile  imtiyazlar verilmesi başlangıçta İmparatorluk için bir övünç bahanesi idi.
Fakat, tinsel yapıda olan imparatorluk için bu sonradan, Batı’nın her fırsatta istifade ettiği bir şantaj  bahanesi olmuş ve buradan Batı aşağılık duygusuna –farkında olmadan- ilk adımlar atılmıştır.
Ülke, Osmanlı ordusu 1774’te ilk yenilgiyi tanıdı. Bu ilk büyük moral çöküntü ile, geri kalmışlık, Batı’nın üstünlüğü şüphelerinin ilk tohumu atıldı. Batı’ya gelince, artık Batı için Türk tehlikesi kalmamıştı, yakın ve uzak batıda çanlar çaldı, kiliselerde şükür duaları okundu ve Batı Osmanlı’yı, Türk İmparatorluğunu parçalamak için yemin etti
Bunun paralelinde icatlar, matbaa, buhar, elektrik ile Batı çok büyük adımlar attı ve bilim ön safa geçerek ruhâni mantığı reddetti…Batılı “yaşamda yol gösteren bilimdir “dedi…Halis aklın varlığı ve onun gereği kabul edildi… Daha sonraları da lâiklik kabul edildi, Kilise geri çekildi.
Bilim sayesinde yeni kıt’alar keşfedildi ve Batı kısa sürede zengin oldu.
Osmanlı ise bilim alanında ruhâni mantık çerçevesinde kaldı. Din kitaplarından vazgeçilemedi. VE
·       arzın çekim kudretine karşı gelen bir kişi, pratik yolla ilk kere bilime adım attı ve Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçarak gitti; Hezar-ı fen Ahmet efendi…Tanrı’nın kudretine karşı geldiği ve maazallah padişaha suikast yapar diye kellesi uçuruldu…Kesilen,  bilimin ve akılcılığın kafası oldu.
Batının ilim ve keşiflerle ilerlemesi karşısında donuk kalmış olan Osmanlı yöneticileri, İslâm âlimleri ve toplumda ilk Batı hayranlığı yoğunlaşmaya başladı.
 
Kapitülasyonlarla Batı sanayii ürünleri pazarları doldurunca Batı hayranlığı, Batı karşısında eziklik müzminleşti… Artık Emperiyalizm içimize girmiş, çöreklenmişti…
Orta Çağ ve tinsel kuruluşlu Osmanlı İmparatorluğu gerilemek, şantajlarla topraklarını, kişiliğini kaybetmek gereğinde idi.
Vaktiyle Hoşgörü ile Batılılara verilmiş imtiyazların sonucu, bir zamanlar padişaha minnettar olan Hıristiyan teb’a, emperiyalistlerin elinde
·       azınlık diye nitelenmiş ve zamanı gelince onlara Batılı pasaportlar verilmiş, İmparatorluğun çökmesinde maşa olarak kullanılmıştı.
·       Bu yaşanan felâketlere açık olan İmparatorluğun çöküşü hızlandığı bu dönemde bile artık azınlık denen Hıristiyan teb’aya karşı Hoş görüş kaybolmamıştı;
·       Ermeniler Millet-i Sadıka diye tanımlanmış, devlet yönetiminde yer verilmişti.
İlk Dünya savaşı bitiminde halkta
·       büyük ölçüdeki kendine güvensizlik sonucu, kelimenin tam anlamıyla, Avrupa Aşağılık Duygusu elle tutulur hale gelmişti;
·       Kendimizi yönetmekten aciz idik... Amerika’nın, İngiltere’nin bizi yönetmesi isteniyordu…Her yönden işgâl altındaydık …
 
Fakat, Türklerin karakteristiğidir: Uçurumun  kenarına kadar giderler, oradan yeni bir atılışla geri dönerler: Bu seferki dönüşte Türkiye Cumhuriyeti, Atatük Cumhuriyeti kurulmuştur…
Bağımsızlık Savaşı Anadolu halkıyla yapılmıştı...Etnik ayırım, Batı’nın ülkeyi bölmek için istediği mozayik mevcut değildi. Savaşı, ailesini, mahallesini, kasabasını, ülkesini korumak için herkes yapmıştı; elbetteki vatan hainleri, özellikle ülkeyi teslim eden Osmanlı yönetimi vardı.
Atatürk bu gerçeği görerek
·       Ülkeyi kuran halka Türk Milleti denir tarifiyle, etnik bölünme ve azınlık fikrinin, kısacası, Etniler politikasının önüne duvar örmüştü….Gözümüzden kaçırmayalım; şu anda Batılılar gene azınlık sakızını ağızlarında çiğnemektedirler.
Atatürk’ün bu sözü, bu Türk Milleti tarifi, bazı kısa düşünceli ve cehaletinin farkında olmayan ortamlarda ırkçılık diye algılanır.
Atatürk TBMM’nin kuruluşunda
·       “ Hayatta en hakîki Mürşit, ilimdir” demekle tinsel kuruluşun, düşüncenin, gericiliğin yolunda vatanın yıkılmasına neden olduğunu ve bilimsel mantığın yaşamda esas olduğu prensibini ortaya koymuştur.
Bunu tamamlamak üzere
·       Tinsel kaidelerle bir devletin yürütülemeyeceğini, İmparatorluğun çöküşü ortaya koyduğundan
·       Halk kültürü ile ruhâni kültürün birbirinden ayrılması gerektiği ortada olduğundan, Lâikliğin kabulü Anayasa’ya konmuştur.
,
·       Bilim ve lâiklikle ülkenin  ilerleyeceği, dolayısiyle,  Avrupa aşağılık duygusundan sıyrılabileceğimizi,  kendimize güvenin yeniden geleceğini görmüştür; bunun için de Öğün, Çalış, Güven demiştir.
Kısaca söylemek gerekirse, Ön-Atalarımızda doğmuş olan Hoşgörü çok sayıda binlerce yıl sonra yakın ve uzak Batı’nın çabaları sonucu, Avrupa aşağılık duygusu ile örtülmeye çalışılmış, bu duygu Cumhuriyet’in kuruluşuyla, hâlis aklın ışığında açılan üniversiteler, sanatçılar, ağır sanayie doğru gidiş ile törpülenmeye başlanmıştır.
 
Fakat bu gidiş, 1774’te alınan kararla önce  İmparatorluğu yıktıktan sonra Türkleri haritadan silmek ideali ile ülkenin içinden çökertilmesi projesi sinsi bir şekilde uygulamaya konmuş, yeniden etniler politikası, kökensiz iftira ve iddialar ile halkta gene kendinde güvensizlik yaratılmıştır. Demek ki halkımızda varlığını iddia ettiğiniz Kürtleri aşağılamak, halkın kendisinden değil, Emperyalizmin dürtüsünden ileri gelmektedir, kısacası, kökende halkımızın  böyle bir davranışı yoktur. 
 
Sayın  Murat Utkucu,
Yaşamış olduğunuz acılar sizi ortamdan uzaklaştırmış, acınız sizi halkımıza, canınızın istediği gibi bakmak yoluna itmiş ve Emperyalizme karşı döğüşürken Emperyalizmin paralelinde  yer almış, tekrar içinizdeki Avrupa aşağılık duygusu, geçmişimiz konusunda yüzeysel bilgiler içinde  halkımızı kötülemeye, saptırılmış tarihin, bilmeden propagandasına girişmişsiniz…
Bulunduğumuz ortamda en başta biz Türklerin Kürtleri aşağıladığımızı iddia etmişsiniz. Bu sizin Batı karşısında ezildiğinizi ya da Batı’nın fikirlerine, Etniler Politikasına, propagandasına sarılarak acılarınızı tedavi etme durumunuzu ortaya koymaktadır.
Aşağıladığımızı iddia eden siz, Kürtlerin iki Başbakan ve iki Cumhurbaşkanı vermiş olduklarını anımsayamamışsınız: İnönü ve Özal.. Ve biliyor musunuz, Amerikalılar Kürtleri kökenden, bizden  ayırmak isterken onların DNA’sının Türk olduğunu bulmuşlardır…Bunu
·       18 Ekim 2002 tarihli Hürriyet’ten  öğrendik:
  • Van 100’üncü yıl Üniversitesi
  • Malatya İnönü Üniversitesi
·       American National Health Institute işbirliği ile bu gerçek ortaya çıkmış, hemen üstü örtülmüştür
 
Sayın Murat Utkucu,
 
Gazeteci, yazar olarak geniş bir kitleye hitap ediyorsunuz … Bir anlamda, ona yön veriyorsunuz . Bu büyük sorumluluğunuzun farkında mısınız?
Çok şey bildiğinizi sanarak yüzeyde kaldığınızın,  bilgi eksikliği içinde olduğunuzun, bunun da  sizin deyiminizle, Patolojik Cehalet zeminine oturduğunun farkında mısınız?…
Düşündüğünüz her kavramın değişmezliğine inanmışsınız, yüzeysel bir bilgi ile…O takdirde siz de kendinizi, seçtiğiniz tanımlamalardan “narsist aynası”nda görmekte değil misiniz?
 
Gelecek yazıda görüşmek arzusuyla, hoşça kalınız.
Halûk Tarcan   (CNRS-Paris)
 
--
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Halûk TARCAN Diğer Yazıları

09 Mart 2016 - ŞU ZENBEREK TÜRKLER!
17 Şubat 2016 - ÖN-TÜRKLER VE ÖN-FİKİRLER - 1
11 Şubat 2016 - HALÛK TARCAN YALAN SÖYLÜYOR.. MUŞ?!..
31 Ağustos 2015 - ALEVÎLERİMİZ, ÖN-ATA KÜLTÜRÜ…
10 Temmuz 2015 - AYDINLARA BAYRAM HEDİYESİ
29 Haziran 2015 - KOALİSYONCULARA
10 Haziran 2015 - TÜRKLER UÇURUMUN KENARINDAN DÖNERLER
25 Mayıs 2015 - Mezopotamya'yı Yok Etmek
20 Mayıs 2015 - 19 MAYIS: DÜNYA KÜLTÜR VE TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASI
20 Nisan 2015 - Etyen Mahçupyan ne demiş...
11 Nisan 2015 - MİLLÎ TARİH KURUMU
06 Nisan 2015 - OSMANLICA SORUNU ÜZERİNE…
20 Mart 2015 - Bilgi paylaştıkça güzeldir
22 Ocak 2015 - SAYMALITAŞTAN…… GÖBEKLİTEPEYE
15 Ocak 2015 - ETRÜSKÇEYİ TÜRKSÜZLEŞTİRME ÇABALARI…
21 Aralık 2014 - Avrupa’da fazla kaldık, İskandinavya’ya şöyle bir göz atalım:
21 Aralık 2014 - MUHTEŞEM TÜRK DİLİ
14 Kasım 2014 - Türklük Türk'ün yurdunda bile etnik bir kimlik imiş...
26 Ekim 2014 - TÜRKLERDE “AVRUPA AŞAĞILIK DUYGUSU”NUN OLUŞMASI
15 Ekim 2014 - Şer-i uygulamaların acısını babam çekmiştir
11 Ekim 2014 - Saymalıtaş vadisindeki kayaya işlenmiş plan
01 Ekim 2014 - ÜSTTEĞMEN HAKLIDIR
24 Eylül 2014 - 16BİN YILDANBERİ GÜNÜMÜZE KADAR KESİKSİZ KONUŞULAN TÜRKÇEMİZ HAKKINDA BİR ÖNERİ
06 Eylül 2014 - ÇORUM HİTİTOLOJİ KONGRESİNDEN ESİNTİLER
29 Ağustos 2014 - ÇORUH HİTİTOLOJİ KONGRESİ
17 Ağustos 2014 - SÜMELÂ’dan BİN YIL ÖNCESİ…
30 Mayıs 2014 - KIBRIS’I TANIYALIM
12 Mayıs 2014 - KENDİKERİNİ KATİL TORUNU İLÂN ETMEYE ÇABA GÖSTERENLER
02 Mayıs 2014 - KÜRT YÖNETİCİLERİN DİKKATLERİNE
30 Nisan 2014 - Ermeni aydınlarının özür dilemeleri bekleniyor
05 Nisan 2014 - ADINA NEVRUZ DENEN BAYRAM
31 Ocak 2014 - ÖN-TÜRKLER, ATLI ÇOBANLAR MIDIR?
13 Aralık 2013 - Sayın vatanseverler ve vatanı tanımazlar,
25 Kasım 2013 - 1071 Tuzağı!!??
18 Ekim 2013 - EVET, SİİRT’İN ADI TİLLİO OLMALIDIR!..
11 Ekim 2013 - OSMANLI’DA BİR KÜRDİSTAN EYALETİ VARDI…
05 Haziran 2013 - UÇURUMUN KENARINDAN İLERİYE DÖNÜŞ!..
19 Mayıs 2013 - ŞİMDİ İSTANBUL KANAL İLE TÜRK MİLLETİNİN ELİNDEN TRAKYA ALINACAK. YABANCILARA 49 YILLIĞINA DEVREDİLECEK...
30 Nisan 2013 - ÖN-ATALAR’dan ATATÜRK’e
20 Nisan 2013 - GEÇMİŞTE ALDATILMIŞ, GÜNÜMÜZDE ALDATAN ERMENİLER
16 Nisan 2013 - BALÇIKLA SIVANAMAYAN GÜNEŞ!...
08 Nisan 2013 - TEKERLEKSİZ ARABA!
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Atatürk İzmir Kemalpaşa Resimleri
Atatürk
Takvim
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH