ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

S.Nazan Keskin - snkeskin@add.org.tr
Seçmek ve Seçilmek
06 Aralık 2013 - 1349 okunma

5 Aralık 1934’te Türk Kadınına seçme ve seçilme hakkını sağlayan Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’e saygı ile…
 
Seçmek ve seçilmek; insanın yaşamın hemen her aşamasında karşılaştığı bir durum.
Seçmek; bireyin, seçenekler içerisinden ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda kendisi için en doğru olanını tercih etmesidir
Seçilmek; bir konuda seçenek olup, nitelikleriniz nedeniyle tercih edilmektir.
Erkek egemen bir toplumda; gelenek, töre gibi kurallar silsilesine sıkıştırılmış kadının, seçmek ve seçilmek durumlarında özgür iradesinden söz etmek olanaksızdır. Her iki durumda da iradesi, feodal anlayışın kuralları ile tutsak edilmiştir.
Kadının toplumsal hayata dahil olması, kendi yaşamının düzenlenmesinde söz sahibi olması, demokratik yapının var olduğu uygar toplumlarda olanaklıdır ve kadının eğitim seviyesi ile doğru orantılıdır. Eğitim seviyesi yükseldikçe, kadının sosyal hayata katılımı, seçmekte kullandığı kriterler, karar organlarında, yönetim kademelerinde olma talebi artar.
Mustafa Kemal Atatürk, bu gerçekten hareketle çağdaş bir toplum oluşturma yolunda kadınların eğitimini ön planda tutmuştur. Yasal düzenlemelerle kadının toplumda var olmasını sağlamıştır.5 Aralık 1934 te dünyada pek çok ülkeden önce Türk Kadınına Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi bunun en önemli kanıtıdır.
Ülkemizin Cumhuriyetle birlikte çağdaşlık yolunda attığı kararlı adımlara, devrim karşıtlarının kadını ikincil kılan politikaları ile çelme takılmıştır. Toplumsal kalkınmada en önemli faktör olan eğitim sisteminde kadına biçilen rol, Cumhuriyet’in ilk yıllarının aksine edilgen bir forma dönüştürülmüştür.
Kendisine dini referans alan günümüz iktidarında ise kadın, tıpkı demokrasi gibi, amaçlarına giden yolda bir araçtan başka bir şey değildir. İstedikleri noktaya geldiklerinde Demokrasiyi tümüyle ortadan kaldıracakları gibi,(İktidara geldiklerinden bu yana yaşananlar bunu açıkça gösteriyor) kadınları da toplumsal hayattan çekecek tüm uygulamaları zaman kaybetmeden hayata geçireceklerdir. Çünkü referansları bunu emretmektedir
Kadının birey olarak toplumsal yaşamda etkin bir şekilde yer alabilmesinin yolu, bilimsel ve laik bir eğitimle bilinç düzeyinin yükseltilmesinden geçer.
1935 seçimlerinde TBMM de 18 kadın milletvekili ile dünyada 2. sırada yer alan ülkemizde; aradan geçen 79 yıllık süre içinde kadınlarımızın bu haklarını istenen düzeyde kullanamadıklarını da kabul etmeliyiz.
Bu  gün seçmenlerin yaklaşık %50 si kadın olmasına karşın, Mecliste 79 Milletvekili ile %14 temsil edilen kadınımızın Yerel Yönetimlerde varlığı sadece %1,2 !..
81 Valinin 1i,(Yalova)
861 Kaymakamın 21i,
2950 Belediye Bşk. 26 sı,
31.790 Belediye Meclis Üyesinin 1340 ı,
34.275 Köy Muhtarının 65 ı,
18.178 Mahalle Muhtarının 429u,kadın…
Meclis Başkanlığı, müsteşarlık gibi makamlarda hiç yok!
İşgücünün  %30 unun kadın olmasına karşın, Sendikaların Konfederasyon Başkanlıklarında hiç kadın yok!
Kadınlarımızın siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda varlığının gerekenden çok daha az düzeyde olduğu çarpıcı bir gerçek olarak önümüzde duruyor.
 
 
 
Siyasi Parti, DKÖ, STK,Meslek Odaları, Sendikalarv.b oluşumların kol ve komisyonlarında aktif bir şekilde yer alan kadınlarımız, iş yönetim kademelerinde yer almaya geldiğinde, toplumun kendisine dayattığı roller nedeniyleaynı aktif tavrı sergileyemiyorlar.
Öte yandan, “Pozitif Ayrımcılık” hamaseti ile kadının temsil hakkının, “kota” yoluyla sözüm ona güvence altına alınması, feodal anlayışın kibarca yansıtılmasından başka bir şey değildir. Kadın; siyasi arenadalütfedildiği kadarıyla yer alabilmektedir. Kadının korunması, himayesi için yasalar çıkarılmış olması, onların uygulandığı anlamına gelmiyor.
Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden kuruluş felsefesi ile buluşturmak, çağdaşlık yolundan sapan rotasını düzeltmek için; Laik Cumhuriyet’ten yana olduğunu söyleyen Siyasi Partilerin, ivedilikle önümüzdeki seçimlerde nitelikli kadın aday sayısını arttırmaları gerekir.Bağımsızlık mücadelesini erkeklerle omuz omuza sürdüren kadınlarımızın; yönetim kademelerinde, karar mekanizmalarında olabilmelerinin yolunu açmak, yurtsever politikacıların boynunun borcudur.
Unutulmamalıdır ki; kadınların atıl kaldıkları toplumlar, uygarlıktan nasiplerini alamazlar!...
 
Sevil Nazan KESKİN
ADD Genel Sekreter Yrd.
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


S.Nazan Keskin Diğer Yazıları

08 Mart 2017 - YETMEZ AMA, ŞİMDİLİK…
08 Şubat 2017 - TERCİH MESELESİ
17 Ekim 2016 - YAZMASAYDIM ÇATLARDIM
19 Temmuz 2016 - 16 TEMMUZ; FAŞİZMİN SON PROVASIDIR.
24 Ekim 2015 - NEREDE KALMIŞTIK?
14 Mayıs 2015 - FITRAT!
16 Nisan 2015 - MİLLETÇE “TIK”LIYORUZ
19 Mart 2015 - MART KAPIDAN BAKTIRIR
27 Şubat 2015 - ÖFKENİZİN ADINI DOĞRU KOYUN!
16 Şubat 2015 - ÖZGECAN
22 Ocak 2015 - RAFTAKİ ADALET, TUTSAK DEMOKRASİ
18 Ocak 2015 - İSRAF OLACAKSAN DOĞMA ÇOCUK!
23 Ocak 2014 - “EĞİLMEDEN BÜKÜLMEDEN”
10 Ocak 2014 - BASIN SUSTURULMUŞSA BİR ÜLKE NASIL KONUŞUR?
30 Aralık 2013 - İNSANLIĞA SİPARİŞİM VAR
09 Aralık 2013 - “Alelade politikacılıkla milleti parçalamak ihanettir.”
10 Mayıs 2013 - Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.
06 Nisan 2013 - Cumhuriyet Devrimi ve Kadın
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH