ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Kemal Arı - kemalari55@hotmail.com
TÜRKİYE’DE DEVLET KRİZİ Mİ VAR?
06 Ocak 2014 - 1450 okunma

                                             Prof. Dr. Kemal Arı

Evet, ne yazık ki Türkiye’de ardı ardına yaşanan olaylar nedeniyle, ülkemizin içinde bulunduğu durum, bir hükümet krizini de aşarak, “devlet krizi” boyutunu almıştır. Daha ötesi de var: Olan bitene ve yazılıp çizilene bakılırsa, özellikle Suriye Politikası’na bağlı olan gelişmelerle bağlantılı olarak, Türkiye’nin büyük devlet krizinden de öte, ülkeler arası krize aday ülke olma yönünde hızla yol aldığı söylenebilir…
Bu şuna benziyor:
Bir bina var ortada… Temel iğreti… Ve temel iğreti olunca, onun üzerine yapılan yapının bütününde hiçbir yapılıp edilen; gerçek işlevini yerine getiremiyor. Zincirleme biçiminde birbirini izleyen gelişmeler biçiminde, koskoca bir bünyeyi tepeden aşağı kilitleyen bir ur durumunu alıveriyor…
Bu zamana kadar, ülkemizde gündem olan konular neydi bir anımsayalım: Ulus devletin dönemi artık bitmişti. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kurucu irade, siyasi, toplumsal ve ekonomik konularda yanlış işlere yönelmişti. Türkiye AB yolunda hızla ilerleyecek; alt kimlikler, ulus gerçeği yadsınacağı için parlatılıp ortaya çıkarılacak; böylece sözde bir çoğulculuk kültürüne geçilecekti… Bunu da önce açılım, sonra da çözüm süreci işleyecek; Türkiye’de Silahlı Kuvvetler, açıkça bir kumpasın esiri olarak gücünü ve işlevini yitirecek; bir kaos ve güven ortamı yaratılacak; buradan da hareketle büyük bir sistem değişikliğine gidilecekti. Bu sistem değişikliğinde; geçmiş kimlikleri önemli değil, kimi güruhlar, batılı anlamda çoğulcu, ancak başkanlık sistemine uygun bir federal yapının çıkış yolu olabileceğine kadar getirmişlerdi işi… Bir dönem yıkılmıştı onlara göre… Ve artık yeni bir dönemin inşa edilmesi süreci gelmişti.
Oysa oyun kurucuların; yani önce dış, ardından da iç dinamiklerin başka hesapları da vardı. ABD’nin BOP’u malum, bilinmedik bir şey değil… Ancak ABD, bütün olup bitenlere, sayısız masum kanı akıtılması, sayısız Müslüman kadının ırzına geçilmesi; pek çok tarihi eserlerin akıl almaz biçimde yağmalanmasına karşın; büyük bir yenilgi almıştı Ortadoğu’da… Sözde, ılımlı İslam demokrasiler yaratma düşü, bir balon gibi sönmüştü. Bunda da birkaç etken vardı: Birincisi, Ortadoğu’daki halkların uzayan süreç içinde akıl almaz direnişleri; yükselen Amerikan karşıtlığı; ikincisi de; ABD bölgeye sokuldukça ve kalıcı kimi adımlar attıkça, artık eski dağınıklığından sıyrılmış olan Rusya’nın, özellikle Suriye konusunda, bu ileri karakolunu yitirmemek için donanmasını harekete geçirerek kararlılığını ortaya koymasıydı… Bu yeni gelişme, Obama’nın büyük ölçüde canını sıktı: Suriye’de, kışkırtılan kabileler ve siyasi aktörler birbirlerini doğrarlarken; Esad Rejimi’ni devirmek için girişilecek bir askeri harekâtta Rusya tavrını çok net biçimde ortaya koymuşken; bölgedeki Amerikan karşıtlığı da dikkate alındığında, bu harekatın ne yararı olabilirdi ki! Bu kez, papuç pahalıya geliyordu… Üstelik ılımlı demokrasi diye diye, destek vererek, toplumsal ayaklanmaları arap baharı diye pazarlarken, ortaya demokrasi adına çıkan yapılar, bir süre sonra denetlenemez bir radikal İslamcılığa doğru kayma eğilimi içine girmişlerdi. Bu evdeki hesabın, çarşıya uymadığını gösteriyordu. Oysa, denetlenebilir diktatörlükler, denetlenmesi güç şeriatçı-radikal rejimlere dönüşen bu yapılara göre ABD için çok daha iyi sonuçlar yaratabilirdi.
Bu kez, açıkça ilan etmese de; ABD, BOP’un çöktüğünü görüyordu. Evet, kimi sarsıntılar, kimi hesaplar ve ara ara uç veren kimi sıkıntılar olabilirdi ama, genel olarak coğrafya okunduğunda, ABD artık bölgenin tek hükümranı değildi. Bırakın Rusya’yı, Rusya’nın desteğini almış bir İran bile ABD’nin prestijini bir anda yerle bir ederdi.
Politikadır bu… Çıkar neredeyse oraya dümeni kırma becerisinin son derece yaygın olduğu bir uzmanlık alanıdır.
Türkiye açısından bakıldığında ise; durum gerçekten vahimdi. Suriye’de Amerika’dan çok Amerikacılık politikası, bir süre sonra Türkiye adının, Radikal İslam’la anılmasına neden oldu. El Kaide Türkiye’nin karşısında bayrakları gönderde sallanan; tekbir sesleri getirerek kadınlara önce tecavüz edip, sonra da kameralar önünde kafalarını kesen; insanları kurşuna dizen vahşi görüntülü kişilerle birlikte yer almıştı. Bunu batı kamuoyunun elbette benimsemesi beklenemezdi. Türkiye, açıkça bir batağın içinde bulmuştu kendini. Ancak, dış politikayı bir türlü doğru okuyamayan aktörler, gerçekçi bir çizgi üzerinden gitmektense, duygularıyla hareket ediyorlardı. Bu duygu da kendini, eski Osmanlı Ruhu’nun yeniden canlandırılması olarak ortaya koymuştu… Nasılsa ulus devlet artık eski işlevini yitirmişti ya bu bilindik kişilere göre; onun yerini artık Yeni Osmanlıcılığın alacağına şaşılacak derecede kendilerini inandırmışlar; bir de bu yetmiyormuş gibi, bölge ülkelerinin de buna destek vereceklerini sanmışlardı. Sözde güçlü devlettik; ancak bir yandan güçlü sandığımız devletin, bu yanlış hesaplar içinde, terörü destekleyen ülkeler kategorisine kadar uzanacak bir dizi sakat yolların içine itildiğini bir türlü görmüyorduk.
İçerde ise; artık durum bambaşkaydı. ABD’nin ve giderek AB’nin desteğini yitirmiş olan hükümetten; Pansilvanya’daki muktedir de elini çekmişti. Zaten bu Mavi Marmara olayından beri uç vermiş bir hastalıktı. Önce dershaneler bahanesiyle bu açıkça ortaya çıktı; ardından yine eski yöntemlere dönülerek, kimi kasetler ortalıkta göründü; ardından da devletin gizli belgeleri, yolsuzlukların birer kanıtı olan görüntüler bir anda ortalığı sardı. İçerde; önce başkanlık, onun yanı sıra federal bir cumhuriyeti hesaplayan kafa; bu kez bu hastalıklı durumlar nedeniyle, kendisine karşı bir komplo kurulduğunu söyleyen basit bir dil kullandı. Derken Ayakkabı kutularından ortalığa saçılan ve kaynağının ne olduğu bir türlü anlaşılamayan milyonlarca dolarlık paralar, para sayma makineleri ortalığa dökülüverdi. Kimi bakanların çocukları ve önemli kişiler tutuklandı. Savcılık soruşturmasında iş, Sayın Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’a kadar uzandı. Bu kez, yürütmenin yargıya karşı, karşı bir atağı gelişti. Devletin içinde yargı; yolsuzlukları ortaya dökmek için bir adım atmışken; bu kez daha önce bu yapıya hiç sesi çıkmayan iktidar, devlet içinde paralel bir devlet yapılanmasından söz eder oldu…
Gelinen nokta nedir?
Güçler ayrılığı açıkça ihlal edilmiştir. Yürütme, hem yasamanın hem de yargının üzerinde çok daha etkin olmak için, kimi belgeler ortaya döküldükçe, daha cevval bir tavra bürünmüştür. 17 Aralık’ta yaşayan olayları, Gezi Olayları ile ilişkilendirerek, bunu Türkiye’nin gelişmesini istemeyen dış güçlerin müdahalesine bağlayabilecek kadar düş gücü geniş bir yoruma sığınmıştır. Siyaset boşluğa düşmüştür. Toplum, olan bitenlerden şaşkın; ne olduğunu tam anlayamadan, kafa karışıklığı içine sürüklenmiştir. Buna karşın, gelecek seçimlerde, toplumun önüne konulacak siyasal aktörleri seçme konusunda, özellikle merkez sağdaki boşluk; siyasi istikrarsızlık için çok önemli sakıncalar yaratacak ölçüde büyüktür. Pekala bugün herkes biliyor ki; mevcut iktidar partisine giden oyların önemli bir kısmı; sol partilere oy vermek istemeyen; güçlü bir milli kimlik vurgusuyla ortaya çıkan öteki muhalefet partisine de pek sempatiyle bakmayan; liberal ancak muhafazakar eğilimli, batılı değerleri ve demokrasi değerlerini yadsımayan; cumhuriyetin kuruluş felsefesine karşı pek de alerjisi bulunmayan kesimden beslenmektedir. Bu kesim; mevcut siyasi yelpazede, kendini temsil edecek liberal-muhafazakâr eğilimde, eski Adalet Partisi ya da Anavatan Partisi gibi bir parti bulamadığı için; içi yatmasa da iktidar partisinin AB Söylemi ve batılı anlamda özgürlükçü demokrasi söyleminin peşinden sürüklenmektedir. Bu anlamda bakıldığında; Türkiye’de siyasal partilerin, toplumun siyasal eğilimlerine uygun bir yapılanma içinde bulunmadığı zaten anlaşılmaktadır…
Sonuç ne?
Sonuç şudur: Dağınık bir siyasi yapı içinde, türlü hukuksuzluklar ve güçler ayrılığındaki karmaşa içinde yolunu şaşırmış bir Türkiye tablosu, her geçen gün iç ve dış etkenlerin müdahalesiyle, toplumu çok daha büyük şaşkınlıklar içine sürükleyecek yeni gelişmelere tanıklık edebilir. Yaşananlar diyalogsuzluk temelinde yoluna devam eden bir devlet krizidir.
Ancak merhum Tevfik Fikret’in bir sözünü derhal anımsayalım:
“Sabah olacaktır; sabah olur geceler/ Kıyamete kadar sürmez bu gök/ Karamsar olma…
Karamsar olmaya gerek yoktur. Bu gelişmeler, Türkiye’nin yüz yıllık tarihsel birikiminin ne denli değerli olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Bu karmaşık dönem; güçler ayrılığı ilkesini tam olarak içselleştirmiş; cemaat ve dini yapılanları büyük ölçüde kendi içinden ayıklamış bir devlet yapısına geçişi hızlandırabilir.
Tek bir şeye gerek vardır:
Bugünden yarına hazır olmak…
Süreç, gelecek günlerin, geçmiş günlere göre daha aydınlık olacağının işaretlerini veriyor.
 
04.01.2014
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Kemal Arı Diğer Yazıları

27 Aralık 2014 - MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ANKARA’YA GELİŞİ
20 Ağustos 2014 - ATATÜRK, ÇAĞDAŞLAŞMAK, DEVRİM VE CUMHURİYET
30 Ocak 2014 - GENÇLİK, AH CANIM "TÜRK GENÇLİĞİ"…
23 Kasım 2013 - İZLEDİNİZ Mİ? (-Türk Tarih Kurumu, Vahdettin Filmi Yapmış!”
19 Eylül 2013 - KARANLIKLA AYDINLIĞIN DANSI… (-Ülkemiz Daha Aydınlık Olmalıydı)
14 Mayıs 2013 - YARIN 15 MAYIS: BİNLERCE SAHNEDEN, YALNIZCA BİR TANESİ: (-Levazımcı Sabri Bey’in Oğlu ve Patris Vapuru)
13 Mayıs 2013 - 15 MAYIS 1919: -İzmir’in İşgali ve “Karagün” Prof. Dr. Kemal Arı
09 Mayıs 2013 - BİR RESME ODAKLANDIM; ODAKTA İSMET PAŞA YÜZÜM KIZARDI, UTANDIM…
06 Mayıs 2013 - STATÜTÜZ OLMAZMIŞ: (VAY BEE… NE ÇÖZÜMMÜŞ)
04 Mayıs 2013 - TARİH YAKANIZI BIRAKMAZ Kİ?
GENEL BAŞKAN
Günün Kitabı

9 Eylül 1922 İzmir Hükümet Konağı'ndan
yunan Bayrağını indirip Yerine,
ŞANLI TÜRK BAYRAĞINI DİKEN
Kahraman ŞERAFETTİN YÜZBAŞI'NIN
Kahramanlık Hikayesi
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Atatürk İzmir Kemalpaşa Resimleri
Atatürk
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH