ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Cihan Turgay ALTINIŞIK - cihanturgay@gmail.com
VATANA iHANETTE SON NOKTA; SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ
23 Şubat 2015 - 563 okunma

VATANA iHANETTE SON NOKTA; SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ
            Baştan peşin peşin söyleyelim: Bu vatana ihanettir, buna göz yuman, kılıf hazırlayan, savunan, uygulanması için emir veren, emri dinleyen, uygulayan, uygulayanlar hakkında işlem yapmayan herkes bu ihanetin ortağıdır.Bu topraklar uğruna binlerce şehit verilmiş vatanımızın terk edilemez bir parçasıdır.
Vatan toprağı kutsaldır. Vatanın her karış toprağı, vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk edilemez. Bu ihanetin içinde yer alan herkes Türk halkına bunun hesabını mutlaka, ama mutlaka bir gün verecektir.
Ne olmuştu? Hatırlayalım: Tarih: 22 Şubat 2015; Türk Silahlı Kuvvetleri; Türkiye sınırları dışındaki tek Türk toprağı olan Suriye içindeki Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesi’ne sabaha karşı “yıldırım operasyonu” gerçekleştirerek 8 aydır karakolda "rehin" olduğu iddia edilen 44 askeri Türkiye’ye getirdi. Süleyman Şah Türbesi, askerlerin alınmasından sonra terk edilirken, türbenin imha edildiği öğrenildi. Bölgenin terk edilmesiyle Türkiye, tarihinde ilk kez toprak kaybetmiş oldu.Konuyla ilgili açıklama yapan Davutoğlu, "Herhangi bir istismara meydan vermemek için manevi emanetler alındıktan sonra geride kalan yapılar kullanılamaz hale getirilmiştir." dedi.
Hafızalarımızı bir yoklarsak, Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personeli rehin alan IŞİD'in, bunların serbest bırakılması karşılığında 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesini istediği, geçtiğimiz Ağustos ayında basında yer almış ve ilgililerce yalanlanmıştı. Bunun başarılı bir operasyon olarak sunulması, başlangıçta “başka bir yere bayrak diktik” diyerek kafaların karıştırılması ise tam anlamıyla sorumsuz, basiretsiz ve kişiliksiz bir dış politika tavrıydı.
Ne yazık ki operasyonla ilgili ilk haberler Türk medyasından değil, bölgeyi kontrol eden politik yapı olan  Demokratik Birlik Partisi-PYD’nin silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri-YPG’ye yakın kaynaklardan kamuoyuna duyuruldu. (Kısaca hatırlatmak gerekirse PYD, Kürdistan Topluluklar Birliği KCK’nın bir üyesidir. 17 Mayıs 2005 tarihinde Ortadoğu ve Avrupa’dan 213 üst düzey PKK yöneticisinin katılımı ile kabul edilen “KCK sözleşmesi” ile kurulan KCK ise PKK’nın çatı yapılanmasıdır.)
Yeni Şafak ve Türkiye gazeteleri operasyonun haberini verdikten bir süre sonra bu haberleri geri çekti. Ardından da resmi açıklama yapılana kadar operasyon haberi verilmedi. PKK'ya yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı ise operasyonu YPG ile Türk ordusunun ortak operasyonu olarak duyurdu. ANF'de yer alan haberde "Türk ordusu Kobane Kantonu Savunma Konseyinin izni ile Kobane topraklarına resmi bir şekilde girerek, YPG güçleri ile Süleyman Şah türbesine ortak bir operasyon düzenledi." ifadeleri kullanıldı. Haberde şöyle devam edildi: "Dün gece Demokratik Özerk Yönetim Savunma güçleri YPG ile Türk ordusu Süleyman Şah Türbesine ve 3 mezarlığın güvenliğini alan Türk askerilerini bölgeden kurtarmak amaçlı ortak bir operasyon gerçekleştirdi. YPG’ye yakın kaynakların doğruladığı bu operasyonun akşam saat 21.00’da gerçekleştiği ve başarılı bir şekilde askerlerin kurtarıldığı belirtildi. Büyük bir ihtimalle siz bu satırları okuyana kadar olaylar daha da netleşecek ve hainliğin boyutları bütün çıplaklığıyla gün ışığına çıkacaktır.
Olayı son defa özetlersek, kısaca Türkiye kendine karşı yaptığı bir operasyonla toprağını terk ederken, üstelik bunu yaparken Muhabere Astsubay Halit AVCI gibi bir vatan evladını da  şehit vererek indirdiği Türk Bayrağının yerinde, şu anda PKK ve PYD'nin paçavraları dalgalanmaktadır. Onun yerine Türkiye’ye 200 m. mesafede yeni bir yere bayrak dikip “şartlar düzeldiğinde eski yerini düşüneceğiz” demeleri ise yürekler acısı bir komedyadır.
Peki Süleyman Şah kim? Kemal ARI Hocamız özetle şöyle anlatıyor: Süleyman Şah, tarihsel bir kişilik. Gerçek ya da efsane olsun, önemli değil. Sonuçta Türkler’in en büyük atalarından biri. Anadolu’ya Suriye üzerinden yürüyen ilk alperenlerden, Osman Gazi’nin dedesi. Bu ilerleyiş sırasında, Süleyman Şah, Fırat’ın bir kolunu geçerken atıyla sulara kapılıyor ve boğuluyor. Sonra çocukları ve silah arkadaşları onun naşını, Ceber Kalesi’nin eteklerine defnediyorlar.
Çoğu vatandaşımızın inancına göre, yıllardır yurdun dört bir yanında, sınır boylarında hala manevi varlıklarıyla yurdu koruyan manevi gönül erenleri ve gaziler onlar…Sonra neler oluyor? Osmanlı Devleti’nde, başta II. Abdülhamit olmak üzere, sonradan bu mezarın olduğu yere ardı ardına birkaç kez türbe yapılıp onarılıyor. Derken Kurtuluş Savaşı’nda, Ankara Hükümeti, bir yandan emperyalist ülkelere karşı savaşırken, diğer yandan Süleyman Gazi’nin türbesinin vatan toprağı sayıldığını bildiriyor. Bu önemli yurt toprağı, başta Ankara Antlaşması olmak üzere ulusal savaşın başarıyla sonuçlanmasından sonra Lozan’da Türkiye’nin bir parçası sayılarak, Uluslar bu kuralın altına imzalarını koyuyorlar. Daha sonra Süleyman Şah Türbesi yeniden onarılarak karakol haline getirilip Türk askerlerince korunmaya başlıyor.
Suriye’de Fransız etkisi sona erip, bağımsız bir Suriye devleti oluşturulduğunda da bu hüküm korunmuştur. Bir ara, Suriye bu bölgede bir baraj inşasına karar verdiğinde, Türbenin sular altında kalacağı ortaya çıkınca Türkiye ve Suriye karşılıklı oturarak, türbenin bugünkü yerine taşınmasına karar almışlar ve varılan anlaşmayı  karşılıklı olarak imzalamışlardır.
Ülke kaynaklarını yabancılara peşkeş çekmekten çekinmeyen, tarım arazilerini öldüren, su havzalarını, limanlarını pazarlayan, ormanları yok eden, bütün stratejik işletmelerden devlet kontrolünü kaldıran, halkından çaldığı paraları İsviçre bankalarına yatıran, adaların işgaline göz yuman bir zihniyetten farklı bir tepki mi bekliyorduk? Yine de kanımıza dokunuyor. Üstelik bunu gözümüze soka soka başardık diye duyurmaları insanı zıvanadan çıkartıyor. Hükümet sözcüsü ve Başbakan yardımcısının açıklaması ise itiraf niteliğinde; özetle “bunu yapmasaydık savunmak zorunda kalırdık” diyorlar. Kendi çocuklarını askere göndermekten kaçan, “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerini dağlardan kazıyan, anasını, kızını, kundaktaki bebeğini öldürerek Türk askerine kurşun sıkan katillerle pazarlık yapan bunlar değil mi? Başka bir cevap mı bekliyorduk? Bu operasyon ve bu cevaplar, iktidarın bölücü örgütle yaptığı pazarlıklarda topraklarımızı terk etmeye hazır olduğunun ilahi işaretidir. Bunu görmemek sadece ve sadece körlük, göz yummak ise en büyük hainliktir.
Birkaç gün önce EGE Üniversitesinde bölücü PKK yanlılarının saldırdığı bir öğrenci lideri olan Fırat ÇAKIROĞLU’nu kaybettik. Son resmini hatırlıyorum. Her görüşten öğrenci topluluklarının liderleriyle beraber aynı pankartı birlikte taşıyorlardı. “Atatürk ve Bayrak İçin EGE’de Birlik var!” Görüşleri ne olursa olsun, birlik ve beraberlik için yola çıkanları provake eden, katleden, aralarına nifak sokan, gençleri birbirine düşüren, düşürmek için canlara kıymaktan çekinmeyen, aşağılık ve hain zihniyeti yeniden hortlatıyorlar. Buna asla aldanmayacağız. Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Ethem Sarısülük, Fırat Çakıroğlu ve daha nicesi, sağcı, solcu, Alevi, Sünni diye öldürülmediler. Hepsi birer vatansever Türk genci oldukları için katledildiler.
Bu satırlar yazılırken seçimlere 104 gün kalmıştı. Tavanda birleşmeyi beceremeyen, kafasına tokmak inmeden işin boyutlarını fark edemeyen milletvekilleri, “bizim mecliste ne işimiz var, sine-i millete dönmeli halkın iktidarına kavuşacağı yolu kendimiz açmalıyız” demeye başladılar. Günaydın, yurdumun güzel insanı! Artık dekorluğu bırakıp, halkın arasına karışmalı ve sağımda solumda kim var demeden bütün muhalefet partileri ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte mücadele etmenin yollarını aramalısınız. Becerebilirseniz kahraman olacak, beceremezseniz tarihin sayfalarına sizler de birer hain olarak yazılacaksınız. Ve sen ey halkım!
Bu ülke için mücadele eden herkese destek olmak, Vatan borcudur.
Hainlerle savaş, oturduğun yerden lafla ve dilekle değil, bilek ve yürekle olur.
Son söz her zaman senin olmalı, yumruğu vurma zamanının geldiğini artık görmelisin.
23 Şubat 2015
                                                                                               Turgay ALTINIŞIK
                                                                                                    ADD Gaziemir Şb. Bşk.
                                                                                               (0535 703 51 61)
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Cihan Turgay ALTINIŞIK Diğer Yazıları

28 Mart 2018 - ATATÜRK, ÇANAKKALE VE ŞEHİTLERİMİZ…
13 Şubat 2018 - ADD’NİN KURUCUSU AKSOY NİYE ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ?
22 Ocak 2018 - BİR DE KIZIM VAR BENİM
06 Kasım 2017 - NEDEN CUMHURİYET? NE KADAR DEMOKRASİ?
07 Eylül 2017 - MİLLİ EĞİTİM VE ÇOCUKLARIMIZ
27 Aralık 2016 - KUBİLAY VE YASTIK ALTINDAKİ YÜREKLER
06 Eylül 2016 - KAFASI KARIŞIK VATANSEVERLER
31 Temmuz 2016 - ATATÜRK’ÜN ORDUSUNDA BİR DOLARLIK ASKERLER
23 Ekim 2015 - MAL SAHİBİ, MÜLK SAHİBİ, HANİ BUNUN İLK SAHİBİ !
21 Eylül 2015 - GÜNDÜZ KANDİLİNİ HAZIRLAMAYAN, GECE KARANLIĞA RAZI DEMEKTİR.
04 Eylül 2015 - DOĞRULUK MU? CESARET Mİ?
14 Temmuz 2015 - GERÇEK KATİLLER VE YIKILAN KÖPRÜLER
19 Mart 2015 - GÖNLÜMÜZDEN GEÇENLER, AKLIMIZDA KALANLAR
19 Mart 2015 - İZMİR BAROSU SALONUNDA İLK BULUŞMA “NEDEN ÇANAKKALE”
23 Şubat 2015 - PUL KOLEKSİYONUMU GÖSTEREYİM Mİ?
23 Şubat 2015 - VATANA iHANETTE SON NOKTA; SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ
Anasayfa | Basın Açıklaması | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar
CH